Home / News / YAZARLAR / Tahir Şanlı / Merhamet Kaynağımız Sadece İslam Olmalıdır -2-

Merhamet Kaynağımız Sadece İslam Olmalıdır -2-

-İnsanlara nispet edilen merhamet:

İnsanın içgüdülerinde zalimliğe yönelik meyiller olduğu gibi merhamete yönelik meyillerde vardır. İnsan her ikisinden birine göre duygularını yönlendirir.

İnsana nispet edilen merhamet kulların fiilleri ile alakalı olduğu için akidevi değil şer’i açıdan değerlendirilir, ele alınır. İnsanlar arasındaki ilişkilerde merhamet ancak Allahu Teala’nın koymuş olduğu merhamet ilkeleri hatırlandığında yerini bulur. Yani bu yönde ruhi yönü hatırlamak ve bu doğrultuda Yaratıcının emrine tabi olmakla gerçekleşir.

İnsanlardaki merhamet, Allahu Teala’nın rahmet ve merhametinin bir tecellisidir. İnsanlar bunu ancak Allahu Teâlâ’nın gönderdiklerine tabi olurlarsa erişebilir. Katılaşan kalpler ancak Allah Subhanehu Teâlâ’nın gönderdiklerine bağlanmakla yumuşayacaktır. Allahu Teala ancak gönderdiği dine uyanların kalplerine merhamet koymuştur. Bir yerde merhamet Allahu Teâlâ’nın gönderdiklerine tabi olmaktır. Bunu Allahu Teala şöyle açıkladı:

ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْجٖيلَ وَجَعَلْنَا فٖى قُلُوبِ الَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ رَاْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَاءَ

“Sonra onların izleri üzerinde peygamberlerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik; ona İncil’i verdik ve ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. (Bir bid’at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, biz onlara (uyulması gerekli bir yaşama biçimi) yazmadık…” (Hadid 27)

Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

 “Bu, Allah’ın kullarının kalplerine yerleştirdiği merhamettir ve Allah, ancak merhametli kullarına rahmet eder.” (Müslim, Buhârî)

Kurtuluşun nişanesi olan merhameti Allahu Teala Kitabı ile değerli kılmıştır. Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِاَعْمٰى

“Her kim de benim Zikrim’den (Kur’an’ımdan) yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu, kıyamet günü, kör olarak haşrederiz.” (Ta-ha 124)

Yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadislerin bütünlüğünden anlaşılan merhamet kitap ve sünnete ittiba/bağlanmakla doğar. Uzaklaşıldığında ise merhamet kaybolur.

Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bu hususta şöyle buyurdu:

“Merhamet, ancak şakî olanın kalbinden alınır. (Şaki olan merhametsiz, acımasız olur.) (Tirmizi) (Şaki, bahtsız, Cehennemlik demektir.)” (Tirmizî, Ebû Dâvûd)

Yani Allahu Teala ile ruhi bağ koptuğunda merhamet bağları da kopar. Yoksa Allahu Teâlâ insan fıtratının özelliklerinden olan zalimlik veya merhamet özelliğini fıtratından söküp almaz. Haram işlemekle insan kendi nefsine zulmeder. Haramı terk etmekle de insan kendi nefsine merhamet eder.

Günümüz zaman diliminde merhametsizliğin bütün insanlığı sardığı aşikardır. Merhametsizleştirilen bir dünyada yaşıyoruz. Zulmün içerisinde merhamet aramak veya zalimlerin verdiği imkânlar dâhilinde cılız merhametlerle (!) yetinmek nimetten sayılmaktadır. Bunun yanında insanların merhamet duyguları ile oynanmakta ve merhamet duyguları gerçek mecrasının dışında başka işlerle oyalanmaktadır. Bundan dolayı da yukarıdaki ayeti kerimede belirtildiği gibi merhamet husussunda da dar bir alana hapsolunulmuş, merhamete kör kalınılmıştır.

 Bu kadar merhametsizleşmenin kökünde kapitalizm sisteminin insanlık üzerindeki tesiri vardır. Kapitalizm kendi toplumunu bireysel özgürlükler çerçevesinde “ben” içerikli bir yaşama teşvik etmektedir. Kibir içerikli bu anlayış insanı acımasız kıldığı gibi maddi sunumlar içerisinde yok edip eritir. Onun için kapitalizmde insanların merhamet anlayışı maddi takanaklıdır. Daha doğrusu kapitalizm merhameti insanın fıtri özelliklerini görmez. Maddeyi fıtri özelliklerin yerine koyar ve onun doyumuna ulaşması için nizamlar ortaya koyar. Bu doğrultuda kapitalizmin merhamet diye bir kavramı yoktur. Bireyden topluma, toplumdan dünyaya bakışı zalimcedir. Merhametsizliğin en çok görüldüğü toplum kapitalist toplumlardır. Dünyada en fazla sosyolog ve psikoloğun faaliyet gösterdiği yer kapitalist ülkelerdir. Yine dünyada en fazla depresyon hapının tüketildiği ülkeler kapitalist ülkelerdir. Elbette insan fıtratını paramparça eden bir sistemde merhamet olmaz.

Allahu Teala bunu ayeti kerimede açıkça beyan etmiştir;

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللّٰهَ عَلٰى مَاف۪ي قَلْبِه۪ۙ وَهُوَ اَلَدُّ الْخِصَامِ

وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜوَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ

 “İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider.  Üstelik sözünün özüne uyduğuna Allah’ı da şahit gösterir. Halbuki gerçekte o, düşmanların en yamanıdır. Senin yanından ayrılınca, ülkede fesat çıkarmaya çalışır,  ürünleri ve nesilleri mahvetmek için uğraşır. Allah, elbette fesadı (bozgunculuğu) sevmez.” (Bakara, 2/204-205)

Kapitalizmi özümseyen, nefsinde yaşayan bireylerde merhamet olmaz. Yönetimlerde ise merhametin izine rastlanmaz. Onda bozgunculuk ve zulüm vardır. Mesela; Kapitalizmin halkına sunduğu barınak olanakları, iş imkanları, su, elektrik, doğalgaz gibi günlük ihtiyaçlar sömürgecilerin sofralarından dökülen kırıntılardır. Hatta insanlar kutu gibi küçük küçük mekânlarda yaşamak durumunda, köleler gibi çalıştırılmakta ve tabii hakları için yüklü faturalar ödetilerek sömürülmektedirler. Kapitalist devletler ise bunu halka götürülen hizmet ve devletin merhameti olarak lanse etmektedirler.  Halka, çok üretip/çalışıp böylelikle çok tüketerek/kazanarak mutluluğu elde edebileceklerini söyleyip hayal tacirliği yapmaktadırlar. Halkta bunu nimetten saymaktadır. Bunun neticesinde batı insanı ruhen hastadır ve zalimdir. Zira maddi şekilcilik ve pırıltılar altında merhamet değil çılgınca bireylerin nefislerini tatmin etme vardır.

Dünyada insanlara dayatılan materyalist düşünceler insanlar arasındaki ilişkileri daha da karmaşık hale getirdi. Merhamet kaba gücün, maddi değerlerin etkisine/etki alanına teslim edildi.  “Güçlü olmazsan ezilirsin, sana merhamet eden olmaz” düşüncesi bütün beyinleri işgal etti. İnsanlardaki fıtri dengenin bozulmasına etki eden kapitalizmden dolayı insan ve insani dengeler de alt-üst olmuştur. Bu yapı ve öngörüler içerisinde merhamet dengeleri inşa edilemez.

Günümüzün süper gücü veya kapitalist ülkeler insanlığa merhamet etmez, BM de merhamet üretemez. Kapitalist vakıfların sözde acıma duyguları ile yardıma koşuştukları göstermelik yardım ve gözyaşları merhamet kaynaklı değil sömürgelerini pekiştirmek, nizamlarına hizmet ve gösteriş amaçlıdır.

İslam âleminde sorunların artması merhametsizliğin yaygınlaşması da küfür sistemlerine, fikirlerine yönelinmesi ve çözümün orada aranılmasından kaynaklanmaktadır. Bu noktada İslam âlemi batı âlemi ile eşitleşiyor. Çünkü batıya olan özenti hayatın her sahasına sirayet ediyor. Bu gün batıda ne varsa İslam âleminde de o var. “Vahşi batının” tesirinde kalan İslam âlemi vahşi cinayetler işleyen, körleşen, menfaat ilkeleri üzerine toplumsal ilişkiler kuran veya özgürlükler çerçevesinde bireyselleşip herhangi bir sosyal ilişki kuramayan, birbirine duyarsız kalan bir topluma dönüştü. Oysa Allahu Teala şöyle buyurdu:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki, size merhamet edilsin.” (Hucurat 10)

Merhamet öğretisini bizlere İslam kazandırmıştır. Kapitalizme ve onun ilkelerine bağlanmak veya yanaşmakla da bu öğretiden uzaklaşılmıştır. İslami yönetimin olmayışı bu merhametsizliği daha da arttırmıştır. Ki bu devletten bireye, aileden toplumun her kesimine  kadar sirayet etmiştir.

İnsanların ortaya koyduğu sistemlere uymak merhamet kaynaklarını kurutmak demektir. Sistem içerisinde merhamet edecek veya ettirecek fikir olmadığı gibi hiçbir kurum da yoktur. Aile yapısını daha da parçalayan, anne-babayı huzur evlerine teslim eden bir düşünce anlayışı katılaşmış kalplerin, şahsiyetlerin merhametsizleştiğinin açık örneklerindendir.

Kapitalizm merhamet düşüncesini insan aklına bırakmış ve insanın egosuna teslim etmiştir. Egosunu tatmin etmekse nefsi acıma duygusuna bırakılmıştır. Onun için Kapitalizmde merhamet göstermek -menfaat dışında- karlı bir iş değildir.

Merhametten soyutlanan her şey vahşileşmeye mahkûmdur. Onun için kapitalizmden doğan her şey vahşi ve zalimdir. Özünde merhameti barındırmadığı için de ona “vahşi batı” tabiri çok uygun düşmüştür.

Oysa merhamet insan aklına bırakılacak bir konu değildir. Merhamet konusu insan fıtratına uygun, sağlam akidevi değerler üzerine kurulur. Bu doğrultuda insan merhamet duygularını doğru olan düşünce ve fikirlerle donatmak zorundadır. Böylesi bir değerse sadece İslam nizamında vardır.

İslâm dini merhamet dinidir. Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.” (Al-i İmran 132)

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ بِاللّهِ وَاعْتَصَمُواْ بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا

“Kim Allah’a iman edip buna sarılırsa, yarın Allah onları kendi katında mutlak bir rahmet içine koyacak, bol nimetine kavuşturacak bir de onları, doğru kendisine varan bir yolun yolcusu edecek.” (Nisa 175)

İnsan aklına göre merhametin ölçüsünü tespit etmekte acizdir. Onun için merhametin sınırlarını Allahu Teala belirlemiştir. İtaat etmek emirlere bağlılığı,  emirlere bağlılık da rahmeti getirir. Bunula alakalı delillerde Allahu Teala itaat veya yapılması istenen hususu beyan ettikten sonra merhamet edileceğini açıklıyor:

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ

“Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametli olmayı tavsiye edenlerden olmaktır.” (Beled 17)

Bunun tam tersi İslam dışı düşüncelere ve kapitalizme inananlarda merhamet yoktur! Demokrasi, laiklik, sosyalizm ve gayri İslami olan inançları paylaşanlarda merhamet yoktur! İman etmeyenlerde, kâfirlerde merhamet yoktur! Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَلِقَائِهِ أُوْلَئِكَ يَئِسُوا مِن رَّحْمَتِي وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

“Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler -işte onlar- benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için acıklı bir azap vardır.” (Ankebut 23)

إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

“…Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf 87)

Onlar İslam’a inanmadıkları için merhamet düşüncesine sahip değillerdir ve de reddederler. İnanmayanlarda bulunan acıma hissi “vicdanın sesini” dinleme şeklinde tezahür eder. Yani onlarda merhametin karşılığı vicdandır. Dinde vicdanidir. Vicdanları çerçevesinde dinin bir kısmına inanırlar veya kendilerini tatmin edecek dinden kısmi işlere yönelirler. Maalesef bu çürük düşünce günümüzde Müslümanım diyen bazı şahısların beyinlerine örümcek ağı örmüş, bu sözlerine ve fiillerine/amellerine aksetmeye başlamıştır. Bundan dolayı da İslam’daki merhameti hatırlattığınızda veya hükümlerden bir hükmü zikrettiğinizde “ben rahatım, benim vicdanım böyle kabul ediyor” diyerek dinin değil de vicdanının belirlediği hayat tarzını benimsediklerini ima ediyorlar. Bu tamamen batıdan etkilenmedir. Bundan dolayı da merhameti vicdanına havale ettiği için Müslümanların bir kesimi İslam âleminin derdiyle dertlenmeyi öteliyor, üzerine almıyor veya uzak duruyor.

Oysa merhamet yukarıda da belirttiğimiz gibi Allahu Teâlâ’nın vahyine kulak vermektir, teslim olmaktır. Allahu Teâlâ’nın istemiş olduğu merhamet düşüncesi ile donanmak demektir. Ki bu İslami şahsiyettir. İslami şahsiyetin dışında kalanlarda -kâfirlerde ve onlara meyledenlerde- bunu göremeyiz. Bundan dolayı da kâfirlerdeki zulüm ve düşmanlık -hidayete kavuşmadıkları müddetçe- süreklidir. Ya bu düşmanlıklarını alenen yaparlar veyahut ta fırsatını bulana kadar içlerinde saklarlar. Nitekim Allahu Tela bu durumu şöyle bildirdi:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّواْ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

“Ey iman edenler, sizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Zira onlar size ellerinden gelen her türlü kötülüğü yaparlar, size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Kinleri/öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. İçlerinde gizledikleri (nefret) ise daha da büyüktür. Eğer aklınızı kullanıyorsanız işte size ayetleri açıkladık.” (Al-i İmran 118)

Allah’a inananlarda bazen merhametin duraksaması veya geçici düşmesi mümkündür. Allahu Teala bu hali “günahkar” olarak adlandırmıştır. Günahkârların tövbe ettiği takdirde merhamet kapsamına gireceğini şu ayeti kerimede açıkladı:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“De ki; “Ey kendi aleyhlerine haddi aşmış kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Zümer 53)

هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا

“O (Allâh)’dır ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmet eder, melekleri de (size acıyıp mağfiret dilerler. Allâh) mü’minlere karşı çok merhametlidir.” (Ahzab 43)

İnsani vasıflarından dolayı iman edenler arasında da zalimlik ve zulüm ortaya çıkabilir. Bu bir anlık olduğu gibi belki uzun sürelide tezahür edebilir. Bu onları kâfir yapmasa da Allahu Teâlâ’nın cezasından kurtulamazlar. Allahu Teala şöyle buyurdu:

فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ

“Eğer seni yalanladılarsa, de ki: “Rabbiniz bol rahmet sâhibidir. Fakat O’nun azâbı da suçlu toplumdan geri çevrilmez (gazabı suçluların üzerine bir indi mi, onu kimse geri çeviremez).” (En’am 147)

Bireylerdeki merhamet düşüklüğü toplumu pek tesiri altına almaz. Asıl yöneticilerdeki merhamet düşüklüğü bütün toplumu etkisi altına alır.

İslam’ın hayatta olmadığı yerde yöneticilerin Müslüman olması bir şey ifade etmez. Çünkü tabi oldukları yabancı düşünceler onları merhametli olmaktan mutlaka alıkoyar.

Küfür sistemlerine hizmet eden kim olursa olsun, ondan merhamet beklemek abes olur. Hele günümüz idarecileri -ki onlarda merhamet kapılarının kapalı olduğunu- her halükarda görüyoruz. Çünkü onlarda düşünce ve fikirler küfür düşünceleri ile yoğrulmuş veyahut iç içe geçmiştir.

Müslüman olmak merhametli olmanın garantisi değildir. Ancak merhamet ölçüsünü yakalamış demektir. Eğer Allahu Teala’nın rızasını sürekli gözetirse o zaman merhamet ondan ayrılmaz bir parça olur. Hz. Ömer gibi.

Müslüman olup ta zâlim olan idareciler de halkına zulmeder, ezer, her fenalığı reva görebilirler. Her kim olursa olsun ahirette bu yaptıklarının hesabını vermeleri çok kolay olmayacaktır. Yapılan zulmün karşılığını ateşle öderler!

Ebû Ya’lâ Ma’kıl İbni Yesâr radıyallahu anh, Resûlullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’i şöyle buyururken dinledim, dedi:

“Cenâb-ı Hakk’ın, yönetici yaptığı bir kimse, yönettiği insanları aldatarak ölürse, Allah Teâlâ ona cennet yüzü göstermez.” (Buhari)

Bir başka rivayette:

“Onlara sahip çıkıp korumazsa, cennetin kokusunu duyamaz”, şeklindedir. (Buhârî)

Ümmet üzerindeki sorumluluk bilinci yerine sömürgecilere hizmeti ön planda tutan yöneticiler İslam âleminde olup-bitenlere karşı duyarsız ve merhametsizdirler. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem idarecinin sorumluluğunu çoban-sürü benzetmesiyle şöyle açıklar:

“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur…” (Buhari)

Burada (ona verilen değerden dolayı) çoban yönetici ile kıyaslanmıştır. Saflığı ve samimiyeti temsil ettiği gibi devlet reisinin birçok özelliklerini bünyesinde toplar.

Şu bir gerçek ki idarecideki merhamet daha kapsamlıdır. O idaresi altında olan her şeyden mesuldür. Bundan dolayı da herkesten daha çok şefkatli ve merhametli olmalıdır. Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ

“Mü’minlere kanatlarını ger.” ( Hicr: 88 )

Ümmetle arasına duvar örmemek idarecinin asli özelliklerindendir. Ne zaman ki yönetici ile ümmet arasına yabancı düşünce kaynaklı duvarlar örüldü işte o günden beri yöneticilerin ümmete merhameti kalmadı.

Günümüz İslam âlemindeki yöneticiler idare ettikleri Müslümanlara karşı kötü muameleleri ile meşhur olmuşlardır. Bunlar ne dünyada ne de ahirette Allah’ın merhametini göremeyeceklerdir.

Hadis-i şerifte Resulullah  (sav)şöyle buyurdu:

“Halka merhamet etmeyene, Hak merhamet etmez.” (Taberani)

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:

Benim şu evimde, Resûlullah (sav)’in şöyle buyurduğunu işittim:

“Allah’ım! Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara yumuşak davrananlara sen de yumuşaklık göster.” (Müslim)

İdarecinin en başta gelen özelliklerinden biri, İslam ümmetini canı gönülden sevmesi, onları merhamet kanatları altına alıp bütün işlerinde elinden gelen kolaylığı sağlamasıdır. Hiçbir idareci zulme uğrayan herhangi bir Müslümanı görmezlikten gelemez. İslam ümmetine zorluk çıkartan onların arkasından entrika çeviren idareci asla iflah olmaz. Bu dünyanın süsüne, makamına, şöhretine kapılıp sömürgecilerin işlerini yürüterek belki dünyasını mamur edebilir. Fakat bu merhametsizliğin hesabını vermek çok zordur ve de veremez. Ümmeti öncelemeyip nefsini önceleyen idarecide nasıl merhamet olabilir ki?!.

Âiz İbni Amr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, kendisi Ubeydullah İbni Ziyâd’ın yanına girmiş ve ona şunları söylemiştir:

“- Oğlum! Ben Resûlullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’i “Yöneticilerin en kötüsü insafsız ve katı kalpli olanlardır” buyururken dinledim. Sakın sen o yöneticilerden olma!”   (Müslim)

-Merhamet mü’minlerin temel özelliklerindendir. Bu özelliğini kolay kolay çıkartıp atamaz. Attığında (ki gündüzdeki durum gibi) İslam toplumunda gedikler açılır, genelleşir ve İslam toplumu olmaktan çıkar. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdu:

“Mü’minlerin, birbirlerine acımakta, birbirlerini sevmekte ve birbirlerine şefkat göstermekte bir vücut gibi olduklarını görürsün. Bu vücudun herhangi bir uzvu muzdarip olduğu takdirde, diğer kısımlarının da uykuları kaçar, ateşler içinde onun ıztırâbını duyarlar.” (Buhârî, Müslim)

İdarecileri de içine alarak Müslümanların genelinde merhametin etkisinin kalmadığını, merhametin dokuduğu kardeşlik duygularının yok olduğunu, zulme maruz kalan kardeşini sapıklık olan kavmiyetçilik ve vatancılık düşüncesine kapılarak merhametle muamele etmekten uzaklaşıldığına şahidlik ediyoruz. Küfür nizamlarının merhamet yerine insanları canavarlaştırdığını toplumun geldiği seviyeye bakarak anlamak mümkündür.

Topluma mâl edilmeyen merhamet bireylerin kalplerinde çakılıp kalır. Var zannederiz fakat hayatta hiçbir tesirini göremeyiz. Aynen günümüzde Müslümanlar arsında kardeşlik ruhunun kaybolması gibi; zalim yöneticilerden kaçan Suriyelilerin uğradığı baskılar, Çin zulmünden kaçan Uygur Müslümanlarının Çin’e geri teslim edilmesi, Filistinli Müslümanların Yahudi zulmü karşısında yalınız bırakılmaları ve daha niceleri Müslümanlar arasında merhametin dokuduğu kardeşliğin hayatta tesirinin kalmadığının birer örneğidir. Oysa Müslümana Müslümandan başkası merhamet besleyemez. Bu nedenle Kur’an mü’minlerin birbirlerine karşı merhametli olduklarını belirtir:

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ

“Muhammed, Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında merhametlidirler…” (Fetih 29)

Hadis şerifte de;

“Merhamet edene Rahman olan Allah da merhamet eder. Siz yerdeki bütün mahlûkata merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd)  buyuruluyor.

Müslümanlarda merhametin hayatta tesirinin kalmaması sevinilecek bir şey değildir. Merhamet hayatımızdan silinip gidiyorsa bu bütün Müslümanları ilgilendirir. Çünkü merhametten doğan farzlar uygulanmıyor demektir. Onu geri hayata döndürmekse bütün Müslümanların üzerine farz olur.

Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Nefsim kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz.” (Hakim) buyurmuşlardır.

Her ne kadar yaşadığımız çağ modernlikle adlandırılırsa adlandırılsın merhametin olmadığı yerde zulüm vardır. Bu zulmü kişi dünyaya teslim olmakla nefsine karşı işler, topluma karşı adaletsizlikle işler, dünyaya karşı sömürge ile işler.

Bu sistemler altında, bu ilkeler doğrultusunda, çocuğumu okutacağım derken demokratikleşerek, laikleşerek,  özgürleşerek, hareket etmek ellerinin arasından kayıp giden evlatların cehenneme ne kadar yaklaştığına kör olmak demektir. Böyleleri ancak okutamadığında, bu gidişat içerisinde yer alamadığında vicdan azabı çeker durur.

Aile fertleri, çevresi geçimini sağlasın, problemini çözsün diye banka kapılarında bekleyerek, aldığı kredilerle yaşamayı kendisine reva görenler Allah’a karşı savaş açtığını, ateşe ne kadar yaklaştığını göremez. Böyleleri ancak Kapitalizmdeki refah seviyesini yakalayamadığı için vicdan azabı çeker dururlar.

İslam beldelerindeki sömürgecilerin istilalarına, işgallerine, sömürgelerine karşı durmayıp, onları oralardan uzaklaştırmayıp sadece fakirliği çözmek düşüncesi ile su kuyuları açmakla, kurulan çadırlarla, dağıtılan yiyeceklerle İslam’dan kaynaklanan merhamet duygularının üzeri bastırılıp/değişik alanlara yönlendirilip ancak vicdanlar rahatlatılır. İslam’ın hakim olmadığı yerde merhamet değil vicdan dağıtılır. Onlar oralardan kovulmadığı müddetçe de merhamet yakalanamaz.

İslam hayattan kaldırıldı kaldırılalı bu gibi her husus zulmün artışını engelleyememiştir. Hatta boyutu o kadar ileri gitmiştir ki dünyanın her bir köşesinde zulme mağdur kalan kardeşlerimizi sayamaz, düşünemez, derdiyle dertleşemez, yetişemez hale geldik. Görüntüler, gözümüzün önünde yaşananlar, duyduklarımız bizleri zulme o kadar alıştırdı ki merhamet duygularımız köreldi, basit basit şeylerle üzerimizden atmaya, duymamaya acımamaya, bölgeselleştirmeye, bireyselleştirmeye birilerinin üzerine yıkmaya başladık. Bunun adı merhamet değil merhametsizliktir!

Müslümanlarda merhamet olmaz ise dünyada merhamet olmaz. Kardeşler arasında olmayan merhamet her yanı ateş topuna döndürür. Nitekim de ateşle kavrulan bir dünya ve İslam âlemi görüyoruz. Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi Ve Sellem;

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhari) diye buyurmuştur.

 İslam’la donanmış merhamet duygusu yoksa orada problem vardır, dert vardır, kötülükler vardır.

Maalesef bir zamanlar “merhamette zirve yapan Müslümanlar nerede” diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Gerilerde kalan merhameti yakalamak günümüz insanına çok zor geliyor.

Maalesef merhamet duygusunu yitirdi çağımız insanı!

Merhamet kaybolursa insanlıktan geriye ne kalır? İnsanlar diğer özelliklerini de tek tek kaybeder.

Müslüman fıtratında bulunan merhamet özelliğini yeniden kazanmadan dünyanın gidişatı değişmez. Yitirdiği birçok güzel meziyetlerine yeniden kavuşması için merhamet bağlarını yeniden kurmalıdır. Çünkü dünya merhameti Müslümanlarla tanıdı ve bunu yine Müslümanlarla tanıyacaktır.

Hayatımızı yeniden merhametin kuşatması öksüzün başını okşamaktan değil (öksüzün başı ancak merhamet düşüncesinin hayatta yer aldığında önemlidir) küfür sistemlerinden tümü ile kurtulmakla mümkün olur. Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“İşte bu (Kur’an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.” (En’am 155)

İslam’ın öngördüğü merhamet tüm yaratıkları içine alacak kadar geniş kapsamlıdır. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yetimler, kimsesizler, hastalar ve yoksullar başta olmak üzere tüm insanlara merhamet göstermenin yanı sıra, diğer tüm canlılara da merhametli davranmak mü’minlerin görevidir.

Merhametin sınırları ve öğretisini Allahu Teala peygamberleri yolu ile insanlığa öğretmiştir. Müslümanlar merhamet öğretisini batının felsefecilerinden alamazlar. Müslümanlara dayatılan eğitim sistemi içerisinde batı felsefecileri bu gibi konularda birinci derecede delil kabul edilmektedir. Verilen bu eğitim neticesi Müslümanlardaki merhamet anlayışı zihinlerde zaafa uğramıştır.

Merhameti Müslümanlara Kur’an öğretmiştir. Vahyin ışığında Allah’ın Resulü öğretmiştir. Bunun için Nuh Aleyhisselam’ın gemisi ve o tufanı hatırlamak, İbrahim Aleyhisselam’ın İsmail Aleyhisselam’ı kurban etmesini gözümüzün önüne getirmek, Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in Taif dönüşüne bakmak bizlere çok şeyler kazandıracaktır.

Nuh Aleyhisselam evladı ile imtihan olmuş, evladı imtihanı kaybetmiş. Sular yükselmeye, gemiyi kaldıracak seviyeye ulaşmıştı. O esnada Nuh, oğlunu gördü. Allah’ın, ‘aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında’ emrine rağmen babalık yüreği dayanamadı, onu da gemiye çağırdı: ‘Ey oğulcuğum, bizimle beraber gel, kâfirlerle birlikte olma.’ Basireti körelmiş kâfirlerden biri olan oğlu şöyle cevap verdi: ‘Dağa sığınırım, o beni sudan kurtarır. Bugün O’nun acıdığı hariç emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur. Aralarına dalga girdi ve o da boğulanlardan oldu.” (Hud, 42-43)

Nuh Aleyhisselam dayanamadı, Rabbine seslendi. “Rabbim, oğlum benim ehlimdendi.”… (Hud, 45) Resul olan bir baba bile Allah’a isyan eden oğlunu kurtaramamıştı. Nuh Aleyhisselam’ın yaptığı ‘kan bağına’ dayalı duygusal harekete Allah şöyle cevap verdi: “Ey Nuh, o senin ehlinden sayılmaz. çünkü (onun yaptığı) salih olmayan bir ameldir. Öyleyse bilmediğin bir şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman için sana öğüt!” (Hud, 46)

Hz. İbrahim de oğlu İsmail aleyhisselam ile imtihan olmuş ikisi de imtihanı kazanmışlardır. Hz. İbrahim “…Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun dedi.” (Saffat, 37)

Başta Cebrâîl Aleyhisselam olmak üzere melekler, Allâh Teâlâ’dan izin alarak Resûlullâh’ın yanına koştular:

“–Yâ Resûlallâh! Emir buyur, bu kavmi helâk edelim!” dediler.

O rahmet membaı ve merhamet Peygamberi, uğradığı bu feci muamele karşısında bile beddua etmeyip ellerini dergâh-ı ilâhîye açarak:

“Allah’ım! Kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresizliğimi, halk nazarında hor ve hakir görülmemi Sana arz ediyorum.

Ey merhametlilerin en merhametlisi! Eğer bana karşı ga­zaplı değilsen, çektiğim mihnet ve belâlara aldırmam!

İlâhî! Sen kavmime hidayet ver; on­lar bilmiyorlar.

İlâhî! Sen razı oluncaya kadar işte affını diliyorum…” diye niyazda bu­lundu. (İbn-i Hişâm, II, 29-30; Heysemî, VI, 35; Buhârî, Bedʼüʼl-Halk, 7)

En uç seviyede bir merhamet öğretisi…

Allahu Teala peygamberleri üzerinden merhamet sınırlarını belirlemiştir.

Bu ve buna benzer birçok örnekte merhameti kullanırken bununla birlikte merhametin vicdana bırakılarak istenildiği şekilde kullanılamayacağı da öğretilmiştir.

Âişe radıyallahu anhâ’dan gelen bir rivayette şöyle dedi:

Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar:

– Bu konuyu Resûlullah (sav) ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında müzakere ettiler. Bazıları:

– Buna Resûlullah (sav)’in sevgilisi Üsâme İbni Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler. Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav) Usâme’ye:

– “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” diye sordu; sonra ayağa kalktı ve halka şöyle hitap etti:
“Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim. “
(Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârik 6; İbni Mâce, Hudûd 6)

Ceza vermenin bir acımasızlık, merhametsizlik, zulüm olmadığı bu gibi uygulamalarda açık bir şekilde görülür. Hükümler doğrultusunda yapılan uygulamaların ateşten kurtulma veya kurtarılma olduğu anlaşılır. Onun için merhamet peygamberinin bu uygulamaları da merhamettir. Şiddetli olan ateşten uzaklaştırmadır.

Nasıl ki peygamberler merhamet öğretisini Allahu Teâlâ’dan alarak ümmetlerine öğrettilerse bugünde Müslümanlar olarak Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in bu öğretisini metod olarak kabullenerek hayatımıza uygulamamız gerekir.

Merhamet sınırlarını çoktan aşmış, her gün biraz daha ateşe yaklaşan Müslümanların hayatlarını İslam’ın emir ve nehiyleriyle merhametlerini yeniden donatmak kaçınılmazdır. Her hususta olduğu gibi merhamet düzeltmesi/yüklemesi köklü inkılabi değişimler içerir. Buda ancak bu günkü sistemlerden kurtulup İslam’a dönmekle mümkündür.

Hayatımızda merhametin dönüşünü kolaylaştıracak olan ancak İslami hayattır. Reslullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Medine’de devletini kurduktan sonra bunu başarmıştır. Allahu Teala bunu Kur’an’da şöyle zikretti:

وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ

“Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve îmânı kalplerinde yerleştirmiş olanlara gelince: Onlar, kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, onlara verilen şeyden dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ihtiraslarından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.” (Haşr 9)

Kurulan bu kardeşlik başka hiçbir ideolojide yoktur. Bu ideolojik inşâa neticesinde merhamet onlar arasında o derece ileri seviyeye ulaştı ki aralarında her türlü yardımlaşma gerçekleşti. Bir binanın tuğlaları gibi inşa olan toplum asırlar boyu merhamet dairesinde yaşadı ve dünyaya adalet dağıttı.

Sonrası malum… İslam’dan uzaklaşmak bu ümmete zulümle geri döndü.

İşte bunun için merhameti yeniden tesis köklü ve inkılabi bir şekilde olur. Bunun yolu ise İslam’a topyekûn dönmek, hayatımızı onunla donatmakla mümkündür.

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ.

اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ

“Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.” (Beled 17-18.)

Tahir Şanlı

Check Also

Merhamet Kaynağımız Sadece İslam Olmalıdır

Merhamet toplumda, insanlar arasında çoğumuzun konuştuğu ağızımızdan düşürmediğimiz bir kavramdır. Maalesef diğer kavramlar gibi bu …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *