FIKIH


 “Fıkıh”; lügatte anlamak demektir. Allahu Teâla'nın şu ayeti de bu anlamdadır:

مَا نَفْقَهُ كَثِيرًا مِمَّا تَقُولُ  "Senin söylediğinin çoğunu fıkıh etmiyoruz."[1]  Yani anlamıyoruz.

Teşri işiyle uğraşanların (usulcülerin) ıstılahında ise fıkıh şöyle tarif edildi: İnceleme, araştırma ve istidlal yoluyla furuatla ilgili Şer’î hükümleri bilmektir.

Şer’î hükümlerde ilim, bu Şer’î hükümlerin başladığı günden beri devam etmektedir. Zira Şer’î hükümler, Mekke'den Medine'ye hicret ile başlamıştır. Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem resul olarak gönderildikten sonra onüç yıl Mekke'de sonra da yaklaşık on yıl da Medine'de ikamet etmiştir. İşte Kur'an bu süre içerisinde inmiştir. Ancak hüküm ayetleri Medine'de inmiştir. Bu müddet içerisinde Kur'an iniyor ve Resul Sallallahu Aleyhi Vesellem ortaya çıkan olaylarla ilgili hükümleri anlatıyor, ortaya çıkan sorunları çözüyordu. 

Mekke'de inen ayetler hemen hemen Kur'an'ın üçte ikisini oluşturmakta ve bunlar Mekki ayetler olarak isimlendirilmektedir. Bunların tamamı neredeyse hükümlerden herhangi bir konuyu ele almamakta, dinin usulü (akideyi), Allah Subhenehû ve Teala’ya, Resulüne ve ahiret gününe iman gibi hususlara daveti, namaz emrini, emanet ve doğruluk gibi ahlaki sıfatlarla sıfatlanmayı, zina, öldürme, kız çocuklarını diri diri gömmek, ölçü ve tartıda hile yapmak gibi kötü davranışlardan sakınmayı açıklamakla yetiniyordu.

İkinci kısım ise, Medine'de inen ayetlerden meydana gelmekte, bunlar da yaklaşık olarak Kur'an'ın üçte birini oluşturmakta ve Medeni ayetler diye de isimlendirilmektedir. Bunlar; muamelat, alış-veriş, icare, faiz gibi muamelatla ilgili hükümleri, hadd-i zina ve hadd-i sirkat gibi hadleri, kasten adam öldürenin öldürülmesi, yol kesenin cezalandırılması gibi cinayetlerle ilgili hükümleri, zina ve diğer konulardaki şahitlikler gibi beyyinat hükümlerini içermektedir. Aynı şekilde oruç, zekât, hac ve cihad gibi ibadetlerle ilgili hükümler de Medine'de inmiştir.

Buradan da açığa çıkmaktadır ki her ne kadar namaz hükümleri Mekke'de inmiş olsa da, bunlar hükümlerin tamamını oluşturmaz. Namazla ilgili hükümler ancak hükümlerden bir bölümdür. Medine’de inen ise hükümlerin tamamıdır. Onun için bu hükümler ile bilgilenmek fıkıh sayılır. Bu nedenle fıkıh Medine'de başlamıştır dememiz çok ince bir noktaya işarettir.

Fıkıh pratik hükümler olduğuna göre, hükümler de ortaya çıkan sorunları çözmek için iniyordu. Zira ahkâm ayetlerinin çoğu ortaya çıkan Hadiseler nedeniyle inmiştir. Birbiri ile anlaşamayan iki kişi Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'e geliyorlar ve Allah’ın Resulü onların arasında, Allah Subhenehû ve Teala’nın kendisine indirdiği hükümlerle hükmediyordu veya çözüme kavuşturulması gereken bir sorunun çözümü münasebeti ile hükmü bildiren bir veya daha fazla ayet iniyordu. İşte Kur'an'ın azar azar inmesinin anlamı budur. Ayetlerin inmesindeki teşrii yön burada bariz bir şekilde görülmektedir. Zira Kur’an, olması muhtemel varsayımları çözmüyor, bilakis bilfiil ortaya çıkan meseleleri veya insanlar arasında gerçekten var olan benzeri sorunları çözüyordu. Kur'an Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Allah Subhenehû ve Teala’ya kavuşmasına kadar inmeye devam etti. Böylece Allah Subhanehû ve Teala dinini tamamladı ve kemale erdirdi. Resul Sallallahu Aleyhi Vesellem'e inen en son ayet Bakara suresindeki Allah Subhenehû ve Teala’nın şu sözüdür:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنْ الرِّبَا   "Ey iman edenler Allah'tan korkun. Faizden arta kalanı bırakın."[2]

Böylece bütün hükümler tamamlandı. Kur'an ve Resulün; kavli, fiili ve takriri amelleri, namaz ve zekât gibi ibadet türünden, emanet ve doğruluk gibi ahlaki türden, alışveriş ve icare gibi muamelat türünden, katl ve hırsızlık gibi ceza türünden, şahitlik hükümleri ve yazılı belgeler gibi beyyinat hükümleri türünden, halife ve yargı ile ilgili hükümler gibi iç siyasetle ilgili işler türünden veya savaşlar ve antlaşmalarla ilgili hükümler gibi dış siyasetle ile ilgili işler türünden, insanın amellerinin çeşitlerinden oluşan, insandan kaynaklanan bütün hususlara ait hükümleri kapsamaktadır. Böylece Şer’î hükümlerin varlığı ile İslâmi fıkıh da var oldu. Çünkü fıkıh, Şer’î hükümlerin toplamını bilmek demektir.


[1] Hud: 91

[2] Bakara : 278