Home / News / SİZDEN GELEN / Makale / İNSANOĞLU, BU HAYATTAN KENDİSİNİ SOYUTLAYABİLİR Mİ?
ahmed-bayram-insanoglu

İNSANOĞLU, BU HAYATTAN KENDİSİNİ SOYUTLAYABİLİR Mİ?

İnsanlar, yaratılmış bir mahlûk olarak bu hayattan ve yaşama keyfiyetinden kendini soyutlayabilir mi? İnsan bu hayat çemberi ve onun içinde durmadan dönen çarktan kendini alıkoyabilir mi? İrademiz altındaki sahip olduğumuz tüm olanaklarla bu hayat nizamının dışına çıkabilir mi? Allahu Teala şöyle buyurdu:

اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

“İyi bilin ki göklerde ve yerde ne varsa şüphesiz hepsi Allah’ındır. İyi bilin ki Allah’ın vaadi gerçektir, fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yunus 55)

اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِ
لَّا يَخْرُصُونَ

İyi bilesiniz ki göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah’ın kuludur, O’nun hükmü altındadır. Allah’tan başka birtakım şeriklere ibadet edenler de gerçekte o putlarına tâbi olmazlar. Onlar sadece birtakım zanlara uymakta ve sırf kafadan atmaktadırlar. (Yunus 66)

Bir Müslüman, aklı ile hayatı, kâinatı ve insanı yaratan Allah-u Teala’yı idrak edip O’na iman ettikten sonra “Yaratan ile yaratılan” arasında mutlaka bir münasebet ve bağ olduğunu, bir keyfiyetinin olması gerektiğini, haliyle bunun elzem bir şey olduğunu görür. Peki, bu elzemlik ve zaruret, bu münasebet ve  keyfiyetin kaynağı kimdendir? Bunun akışını ve yönlendirilmiş olduğu hedefi kim belirleyecek? Müslüman mı yoksa Allah-u Teala’mı?

İnsanoğlu şunu iyice idrak etmelidir ki; hayatı, kâinatı ve insanı yoktan var etme işini asla insanoğlu belirlemedi. Çünkü insandan böyle bir şeyin çıkması asla mümkün değildir. Aciz, sınırlı ve yaratılmış bir mahlûk olması onun böylesi bir kudretten mahrum olduğunun açık göstergesidir. Bu keyfiyeti yaratmaya, hayatın tabii akışını ve hedefini belirlemeyeceğine, aciz bir mahlûk olan insanın bunu asla yapamayacağına, mevcut imkânları buna güç yetiremeyeceğine göre o halde bu münasebeti var eden, keyfiyetini belirleyen, bizzat Allah-u Teala’nın kendisidir. Hayatı ve insanı yoktan var eden, bunlarla olan tüm münasebeti, onun keyfiyetini ortaya koyan yalnızca şanı yüce Allah-u Teala’dır.

Peki, hayatı, kainatı ve insanı yoktan var eden Allah-u Teala yoktan var ettiği bu üç şeyin keyfiyetini nasıl ve ne için belirlemiştir hiç düşündük mü? Allah-u Teala bu sorunun cevabını bizzat kendisi Kur’an’da şöyle veriyor:

اَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ

“O hanginizin amelce daha güzel iş yapacağını sınamak için ‘ölümü ve hayatı’ yaratandır. O, mutlak güç sahibidir çok bağışlayandır.’’ (Mülk 2)

وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

“O göklerde ve yerde olan her şeyi, kendinden (bir bağış olarak) emrinize vermiştir. Bunda düşünen bir toplum için (alınması gereken önemli) ibretler vardır.’’ (Casiye 13)

Peki, amelce hangimizin daha güzel bir iş yapacağını sınamak için var ettiği “hayatı, ölümü ve insanı” Rabbimiz ne için yaratmıştır hiç düşündük mü? Onun katında ‘en güzel iş’ nedir? Ya da adına ‘çirkin iş’ denilen şey nedir? Burada da yine Rabbimiz cevaben Kur’an’da şöyle buyuruyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben, insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56)

Hayatı ve ölümü insan için yarattığını, insanı da ‘kendisine kulluk etsinler diye’ var ettiğini bildiren Allah-u Teala bu kulluğun şeklinin, keyfiyetinin ne olduğunun, nasıl olduğunun cevabını da yine bizlere bırakmamış yüce kitabı Kur’an-ı Kerim de kendisi cevap vermiştir:

وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ

“…Rasul size neyi verdiyse onu alın, sizi neyden alı koyuyorsa onu da bırakın…’’ (Hasr 7)

Bu keyfiyeti bildirecek ve metodunu uygulayıcı olarak Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellemi işaret eden Allah-u Teala bunun yanında ikinci “bir alternatif yol ve çizgiyi” asla kabul etmediğini bize şöyle beyan etmiştir:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْۜ

“Allah ve Resul’ü bir şeye hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümine bir kadına artık işlerinde başka bir yolu seçmek yaraşmaz…’’ (Ahzap 36)

Dolayısıyla “kulluk ve keyfiyetinin esasını” insan iradesi değil Allah-u Teâla belirlemelidir. Ki Allahu Teala gönderdiği elçiler/peygamberler yolu bunu insanlara vahyetmiştir.

İnsanoğlunun hayata gelişi, varlığı ve hayattan gidişi tamamen kendi iradesi dışında Allah-u Teala’nın iradesi ve hükmü ile vuku buluyor. Hatta kendisini bu nizam ve hayattan soyutlamak istese bile, bunun asla mümkün olmadığını bizzat kendisi de yakinen görüyor. O halde bu kişi Allah-u Teala’nın “hayatı var etmesine, ona bir nizam vermesine artık kendisini adapte etmeli değil mi? Yaratıcısı tarafından kendisine bina edilen tüm yükümlülüklere kendisini şartlandırması gerekir. İşte bu şartlandırmanın gereği olarak, Allah-u Teala’nın kendi üzerindeki tüm emir ve hükmüne “kayıtsız şartsız itaat etmesi” de kesinlikle kaçınılmaz bir hal olur.

Allah, doğru yola ulaşmak için gayret gösterenlerin kalplerini iman ve hikmet nurlarıyla aydınlatacak ve onlara derin bir bilinç ve duyarlılık bahşederek inançlarını güçlendirecektir. O hâlde İnsanoğlu vahyin sesine kulak vermeli, şu gelip geçici nimetleri elde etme uğruna dürüstlük ve erdemlilikten asla taviz vermemelidir. Bakın Rabbim yine Kur’an da ne buyuruyor:

وَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا

 “Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini güçlendirir, kalıcı olan güzel davranışlar, Rabbinin katında hem ödül bakımından daha iyidir, hem de sonuç bakımından daha hayırlıdır.’’ (Meryem 76)

Dolayısıyla insanoğlu yaratılmış bu dünya hayatı ve nizamından kendisini asla alıkoyamaz. Allah’ın yarattığı bu hayatta kendisi için sunulan çizgide kulluğunu gerçekleştirmek zorundadır. Bu dünyada haddini bilen bir Müslüman, hem dünya hayatında itibarlı bir hayat sürdürmüş olur hem de ahirette itibarlı ve hidayet dolu bir sonuçla karşılaşacaktır. Allah-u Teala şöyle buyurdu:

وَالَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰيهُمْ تَقْوٰيهُمْ

“Hidayeti bulanlara gelince, Allah onların hidayetlerini artırmış ve onlara korunmalarını kendilerini kötü sonuçtan koruma çareleri vermiştir.’’ (Muhammed 17)

اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.” (Bakara 5)

وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟

Ve Âhiru Da’vâhum eni-l Hamdu Lillâhi Rabbi-l ’Âlemîn

“…Onların dualarının sonu da, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamddır.” (Yunus 10)

Ahmed Bayram

Ayrıca...

mustafa-kaya-ruhani-yonu-olmayan

Ruhani yönü olmayan ideolojiler milliyetçi ve vatancı duyguları körükler

Nizamın kendisinden fışkırdığı akli akideye ideoloji denir. Şu anda dünyada üç tür ideoloji bulunmaktadır. Bunlar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir