Home / News / YAZARLAR / Kenan Şahin / Devlet nedir?

Devlet nedir?

İnsanoğlu yaratılışı itibari ile sosyal bir varlıktır. Ve birlikte yaşamaya meyillidir. Bu birlikte yaşamada insanlar arasında alakaların olmasını tabi kılmıştır. Yine bu birlikte yaşama neticesinde insanların işlerinin siyaset edilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Siyaset, lügatteki anlamına muvafık bir şekilde; bireyin, toplumun ve devletin tüm işlerinin ideoloji çerçevesinde ele alınıp düzenlenmesidir. İslam’da siyaset, ümmetin dâhili ve harici işlerinin İslâm akidesi esas alınarak tanzim edilmesidir. Siyasete hangi ideolojinin rengi çalınırsa o rengi alır. Kapitalist ideoloji de kapitalist siyaset, sosyalist ideoloji de sosyalist siyaset, İslâm ideolojisinde ise İslami siyaset yapılmış olur.

Yani siyaset mücerret bir şekilde sadece işlerin güdülmesi anlamında bir eylemdir (ameldir, iştir). Onun türünü ve cinsini belirleyen şey ideolojidir. Bizler İslâmi akideye iman etmiş davetçiler olarak İslâm ideolojisine göre siyaset yapma durum ve mecburiyetindeyiz. Siyaset hem Şer’i delillere hem de akli delillere göre kesinkes farz (vacip) olan bir ameldir. Zira Rabbimiz bu dini yürürlükte olan dinlerin insanlar üzerindeki hâkimiyeti kalksın, sadece Allahu Teala’nın hükmü tatbik edilsin ve insanlar kula kulluktan kurtulup sırf Allahu Teala’ya kulluk etsinler diye göndermiştir. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitap’ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!” (Nisa 105)

“Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (bile) seni saptırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır. Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” (Maide 49)

Bu ve bunlara benzer onlarca Şer’i nas, ideolojinin hayatta tatbik edilmesi, korunması ve yayılmasına ilişkin hususları beyan etmek için gelmiştir. Bu gereklilik ise devletin varlığını (İslam’la hükmetmeyi) elzem kılmıştır.

– Devletin tarifi;

İnsanlığın varoluş sürecinden bu günkü modern zamana uzanan bu aşamada devletin ne olduğu hususunda değişik tarifler konmuş olsa da günümüzdeki genel tarifleri şöyledir.

-Devlet; toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır.

Devlet; “Ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir.”

Devlet: Toplumdaki ölçü, mefhum ve kanaatlerin toplamının uygulayıcısı olan, tebaasının hak ve hukukunu dâhili ve harici bütün unsurlarıyla korumakla yükümlü olan örgütsel bir yapıdır.

– Devletin temel unsurları;

Bütün bu tariflere baktığımızda bir yerin devlet olarak tanımlanabilmesi için aşağıdaki şu hususları barındırması gerektiği ortaya çıkıyor.

İnsan unsuru: Tanımından da anlaşıldığı gibi devlet insanların ortak hedefleri sonucu var olabilir. Dolayısı ile devletin varlığından söz edebilmek için insan ya da unsurunun varlığı zaruridir. Devletin varlığının şartlarından birisi muayyen bir insan topluluğunun devlet halinde teşkilatlanma arzu ve yeteneğidir. Devlete varlık kazandıran ve vazgeçilmez unsurlardan birisi olan insan unsurunun, muayyen mefhumlar, ölçüler ve kanaatlerle oluşan muayyen hedeflerinin de olması elzemdir. Bu hedefler ise o mefhumlar, ölçüler ve kanaatlerin değişimi ile değişir.

İslam devletinde İnsan unsuru; İslam akidesine iman etmiş, İslam’ın fikirleri, ölçüleri, kanaatleri ve duyguları etrafında birleşmiş kaynaşmış Müminler topluluğudur.

Toprak/ülke unsuru: İnsan unsurunun yerleşmiş bulunduğu muayyen bir bölgedir. Ülke; sınırlandırılmış muayyen bir coğrafi alandır. İnsan unsuru da bu sınırlar içerisinde yer alır. Buna göre ülkenin sınırları; yer altını, yer üstünü ve sularını da içine alır.

Ülke; İçerisinde yaşayan insanların maslahatlarının muayyen bir ideoloji ve nizam ile gözetilerek yönetildiği, her türlü hukukun korunup, güvenin sağlandığı yerdir. Yani devlet, insan, tebaa, toprak, nizam ve iktidar unsurlarının toplandığı yerdir.

Bu izahata binaen İslam zaviyesinden yeryüzü ikiye ayrılır.

1-Darül İslam: İslam hükümleri ve nizamları ile yönetilen, emniyeti de İslam otoritesiyle sağlanan yerdir

2-Darül Küfür: Küfür hükümleri ile yönetilen, emniyeti de İslam dışı otoriteler tarafından sağlanan yerdir.

Egemenlik unsuru: Bir işi gerçekleştirmek için gereken kuvvet, muktedir olma, yapabilme, kudret ortaya koymaktır.

İdeoloji/ Sistem unsuru: Devletin tanımında da görüldüğü gibi muayyen bir ideoloji ya da sistemde onu inşa eden esasi unsurlardan biridir. İdeoloji devletin insan unsurunu muayyen bir topluma dönüştürmesi için zaruridir. İnsanların muayyen bir topluma dönüşmeleri için onların maslahatlarını belirleyen ve tanzim eden belirli bir hayat nizamının ve hayat hakkında ölçülerinin olması gereklidir. Bir devletin nizamlarının kendisinden çıktığı belirli bir hayat nizamı ve bu hayat nizamını hayata tatbik etme metodu yoksa parçalanması, otoritesini kaybetmesi ve yıkılması zor değildir.

– Devlete neden ihtiyaç var.

İnsanlar bir arada yaşama iradesini ortaya koyup bir toplum olduklarında doğal olarak aralarında alakaların cereyan etmesi gereklidir. İşte bu aralarındaki alakanın tanzimi ve toplumca belirlenen ideoloji veya örflere bağlılığın sağlanıp benimsenen hayat görüşünün tatbiki için bir gücün varlığı kaçınılmazdır.

İslam insanların; Rabbi ile Kendisi ile ve diğer insanlarla olan alakaların düzenleyen ilahi kurallar bütünlüğüdür.

İslam insanların hayatlarını kuşatan bir kurallar manzumesi indirmiş ve bu kuralların bir kısmının tatbikini ise güce bağlamıştır. O da; yaptırıcı ve caydırıcı güce sahip olan devlettir.

– Devletin amacı nedir?

Bu minvalde devlet tebaasının işlerini gütmek, yaşamlarını kolaylaştırmak ve düzenlemek için bir araçtır. Devletin amacı tebaasının hem dünya hem de ahiret saadetini sağlamak için işlerini kolaylaştırmak olmalıdır. İslam devleti toplumun benimsediği İslami ölçü mefhum ve kanaatleri topluma tatbik edip onların işlerini gütmekle memurdur. Bu anlayış ile Rasul (sav)’den sonra Raşid halifeler tebaasının işlerini gütmeye kendilerini memur kılmışlar ve bu anlayışla Ömer (ra)’nın;“Kenarı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, adli ilahi sorar Ömer den onu” düsturu ile hareket etmişlerdir. Yine bu anlayış ile Abdül Hamit Han İstanbul’dan Medine’ye uzanan demir yolunu ümmet ibadetini kolay ve meşakkatsizce yapsın diye yaptırma cihetine gitmiştir. Yine İslam tarihi 1400 yıllık devlet serüveninde bunun gibi yüzlerce örnekle doludur.

Günümüzde modern devlet diye adlandırılan bir tabir vardır. Bunu daha çok batılı devletler kendilerine ve kendileri gibi olanlara yani batıl nizam üzere olanlara kullanıyorlar. Nizam için modernlik söz konusu değildir. Modernlik genellikle eşya ile ve eşyadaki kolaycılık ve hizmet yönü ile alakalıdır. Mesela Endonezya veya Katar (gelişmişlik açısından) modern bir ülkedir. Her ne kadar modernlikten kasıtları gelişmişlik deseler de nizamları açısından kültürleri ile bağlantılı olan kesit kastedilmiştir. Bundan dolayı biz bunları modern devlet değil batı devletleri diye adlandırıyoruz.

Günümüz batı devletlerinde ise uygulama İslam tarihinin uygulamalarının tam aksine yapılmaktadır. Batılı devlet anlayışında devletler tebaalarının ihtiyaçlarını görmek için değil adeta onları sömürmek için kurulmuş mafyavari varlıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Halkı ise kendilerine hizmet etmekte kusur göstermeyen köleler olarak görmekteler. Günümüzde devletler varlıklarını halklarını sömürmeye bağlamış ve halkın sırtına yapışmış bir kambur olarak görmekteler.

Tüm dünya toplumları ise vücutlarına yapışmış bu kanserli hücreyi benimsemiş durumdalar. Bu anlayış günümüzde bundan çok farklı bir devlet kültürüne sahip olsa da Müslümanlara da etki itmiş durumdadır.

– Devletin kendine ve tebaasına görevi.

– Oysa İslam’da devletin tebasına karşı görevi ve varlık sebebi; can, akıl, din, mal ve nesil emniyetlerini sağlamaktır. Bunlara karşı oluşacak tehditleri devlet güç yolu ile izale eder. Bu yolla bu hususlara karşı tehditleri ortadan kaldırıp bu hususların emniyet sürekliliğini sağlar.

Günümüz batı devletlerinde ise tek amaç devlete sahip olan bir avuç zengin zümrenin zenginliklerini korumak ve çoğaltmaktan başka bir şey değildir. Halk ise onların hizmetçileridir. Halka sadece hayatlarını idame ettirecek kadar bir gelir yeterlidir. Halkta rahatsızlık oluşursa onlara biraz zenginliklerden bahşederler. Bunu da varlıklarının zarar görmeyeceğini hissettiklerinde ise birtakım bahaneler ile geri alırlar. Batıda devletler halkın kazancının ortağı konumundadır. Yapılan her ticaretten, çalışan her işçiden vergi adı altında emeğinin ve kazancının bir kısmını gasp ederler ve bunu da halkın refahı için yaptıklarını öne sürerler. Aslında devletin yapması gereken birçok işi bu yolla yine halkın sırtına yüklerler.

-İdeolojiyi; tatbik, koruma, yayma

– Bir devletin devlet olması hasebiyle üzerine kaim olduğu ideolojiyi tebaası üzerine uygulamakla yükümlü olduğu gibi yine ülke üzerinde bu ideolojiden ortaya çıkan fikir, hüküm ve çözümleri tatbik etme yolu ile ideolojiyi koruma görevini yerine getirir. Yine bu devlet toplumdaki ölçü, mefhum ve kanaatlerin uygulayıcısı olan ideolojik bir devlet ise bu ideolojiyi yayma cihetine gidecektir.

– Devletin ideolojik olması

Devletin ideolojik bir devlet olması; Nizamın ve metodun kendisinden çıktığı akli bir akideye dayanması demektir.  Üzerine kurulduğu kendisinden fikir, hüküm ve çözümlerin ortaya çıktığı akli bir akidenin olması demektir.

Bugün gelinen noktada baktığımız zaman İslam beldelerindeki devletlerin hiç birinin İslam ideolojisine bağımlı ideolojik bir devlet olmadığı ortaya çıkar. Bunlar her ne kadar devlet vasıflarını üzerlerinde taşısalar da İslam üzere yürüyen devletler değillerdir. Kapitalizmi tatbik eden batılılar tarafından kurulmuş, onlara bağımlı birer ulus devletleridir. Bunlara peyk devlet veya uydu devletler de diyoruz. İslam ümmeti bu yönetimlere susmuştur, onların baskılarına boyun eğmiştir. Müslüman olmalarına rağmen aradaki ölçü ve alakaları bu devletlerin kanun ve nizamlarına göre yürütmektedir.  Ekonomide olsun, içtimaı hayatta olsun, cezalarda olsun alakaları batı nizamları belirliyor ve tatbik ediliyor. Toplumun benimsediği ölçü, mefhum ve kanaatlerin hayat bulmadığı bir yerde insanlar ne kadar İslam’a inansa da orada tatbik edilen veya tatbik edilmesine müsaade edilen nizamın varlığı etkilidir. Bu açıdan bakınca halkları Müslüman olan bu toplumların İslami ölçü, mefhum ve kanaatlere sahip olmalarına rağmen kendi üzerlerine Osmanlının yıkılmasıyla birlikte batıdan ithal edilen fikir ve hükümlerin uygulanmaya çalışıldığını, toplumun kendisine ait olan değer ve ölçülere savaş açılıp, hayatın hiçbir alanında bu fikir ve ölçülerle hareket edilmediğini, aksine yasaklanıp suç sayıldığını küfür kanunları ile yönetildiğini görmekteyiz. Yani hadiste de geçtiği gibi bunlar zorba ve diktatör yönetimlerdir;

“…Daha sonra ceberut bir saltanat olur; o da Allah’ın dilediği kadar devam eder, ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır…” (Ahmed b. Hanbel). 

Ümmet bu varlıkları ortadan kaldırmadığı müddetçe bu devletlerin zulmü devam edecektir. Bundan dolayı Müslümanlar bu devletlerin varlıklarını benimseyemezler.

Bu devletler olsa olsa sömürgeciler tarafından Müslüman beldelere atanan müstemleke valileri konumunda olabilirler. Bunu 7 Ekim’de başlayan Aksa tufanı harekâtında Gazze’de yaşanan olaylar ve akabinde yaşananlarla çok net bir şekilde gördük.

Kendilerini devlet olarak vasıflandıran bu yapılar burunlarının dibinde Müslüman kardeşleri öldürülürken bir bardak suyu dahi vermeye güç yetiremediler. Kendilerine ABD ve İsrail tarafından yasaklandığı için sınırlarını açamadılar. Müslüman halk sırtına yiyecek yüklenip sınırlara birikti ama onlar kendi tebaalarına öykündüler ama kâfir devletler karşısında süt dökmüş kediye döndüler.

– Devletsiz olmanın getirdiği sonuçlar;

Bütün bunların sebebi ise maalesef Müslümanların kendi akidelerinden çıkan fikir hüküm ve çözümler ile hayatlarına yön veren bir devletlerinin olmayışındandır. Müslümanların kendi (İslam) devleti olduğu dönemlerde hiç bu kadar aşağılanıp, hor görülüp, bu denli katliam ve zulümlere maruz kalmadılar. Bugün dünyanın neresinde Müslüman varsa; gözyaşı, kan ve zulümün olmasının tek sebebi yeryüzünün hiçbir yerinde Müslümanların akidelerinden neşet eden İslam akidesini hayata tatbik eden bir devletlerinin olmayışındandır.

Müslümanlar tarihinde Raasul sav. Den sonra yaşadıkları her dönemde dünyanın süper gücü olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Dünyadaki bütün siyasi gelişmelere etki etmişler ve tarihin her döneminde Müslümanları koruyan bir kalkan olmuştur İslam devleti.

Bunun sebebi ise İslam devletinin ideolojik bir devlet olmasından başkası değildi. Ve ona rengin veren İslam akidesinden başkası değildi. Bu akide ile dünyada daima birinci devlet konumunda olmuştur.

Bugün ise yüz yıldır İslam ideolojisi hayattan koparılmış İslam devletinin enkazı üzerine kurulan devletçikler ise ya doğrudan dünyadaki birinci devletin uydusu olmuş ya da birinci devletin kendine bahşettiği kırıntılar ile yetinen peyk devletler konumundalar.

İslam devletinin parçalanmasıyla oluşan devletçiklerin hiç birisi bugün birinci devlet olan ABD’yi zorlayacak olan müstakil devletler konumuna dahi çıkamadılar. Çünkü onlar yukarda da dediğimiz gibi hiçbiri yanlış da olsa bir ideolojiye sarılmak yerine, batıdan ithal edilen yasalara ve nizamlara uymayı tercih ettiler.

Dünya konjonktürüne baktığımızda Devletlerin;

Birinci devlet, müstakil devlet, peyk devlet ve uydu devlet olarak sıralandığını görüyoruz.

– İslam beldesindeki sözde devlerin rolü;

Bugün İslam beldelerindeki devletler ise ya uydu ya da peyk devlet konumunda olup sadece bağlı oldukları birinci devlet veya müstakil devletlerin uşaklığını yapmaktan öte değildir.

Bu devletler sadece kendi tebaalarını sindirmekle ve kendi coğrafyalarında ekseninde döndükleri büyük devletlerin menfaatini garanti altına almaktalar. Bu devletler için gerçek ve tek tehlike kendi tebaaları ve onların sahip olduğu İslam akidesinden başkası değildir.

Onlar çok iyi biliyorlar ki bugün Ümmet İslam akidesine dönerse aralarındaki suni sınırları kaldıracak ve başlarındaki kuklaların hâkimiyet ve menfaat sistemini çöpe atacaklardır. O zamanda sahiplerinin karşısına ideolojik büyük bir güç olarak çıkacaktır.

-Yapılması gereken;

Allah azze ve celle biz Müslümanlara İslam dinini Rabbimizle, kendimizle ve diğer insanlarla olan alakamızı tanzim etmek için yollamıştır. Yani tüm insanlığın problemlerine çözüm sunan siyasi ve ruhi bir akideye sahibiz. Ve maalesef bu gün yeryüzünün hiçbir yerinde bu akidenin ilkeleri ile donanan ve Tebaası olan Müslümanların işlerini bu akideden çıkan fikir, hüküm ve çözümleri uygulamak sureti ile yürüten bir devlet yoktur. Oysa Allah azze ve celle Kur’an’da ve bizzat Rasul (sav)’in hayatında tatbiki sureti ile bunu bize farz kılmıştır. Allahu Teala şöyle buyurdu:

“Hayır; Rabb’ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.” (Nisa 65)

(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.” Nisa 105)

Bizlere düşen bu dini hayatımıza hâkim kılmak için tıpkı Rasul (sav)’in yaptığı gibi ameli siyaset olan bir parti ile İslam akidesini kendine esas kılan bir devleti icat etmek için çalışmaktır.

Bu gün sömürgeci kâfir devletlerin vahşi işgallerine, iktisadi ve kültürel saldırılarına maruz kalmış sahipsiz ve devletsiz İslam ümmeti için İslam devletinin varlığı acilen elzemdir ve kurulması son derece ehemmiyet gerektirmektedir. Zira İslam ümmetinin ve beşeriyetin kurtuluşu için İslam’ın hayata hâkim olabilmesi zaruridir. Bunun ise ancak Hilafet devletinin kurulması ile mümkün olacağını idrak etmek Müslümanlar için zaruridir. Zira İslam devleti olmayınca İslam siyasi olma itibarından düşer, ancak İslam devletinin var olmasıyla canlı ve diri sayılabilir.

İşte bu gün İslam’ı kendisine dava edinenlerin yönü ve gayreti tekrar siyasi olarak İslam’ı hayatta var edecek amel olmalı ki hem İslam o eski İzzetine kavuşsun, hem de bu uğurda gayret edenler Allah cc. Karşısındaki kulluk görevini yerine getirmiş olsun.

Ancak bu suretle hem kendimizi hem Müslümanları hem de tüm insanlığı bugün insanlığın geldiği sarp uçurumun kenarından kurtarıp hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştırabiliriz.

 

Kenan şahin

Ayrıca...

Başarmak kazanmak değildir

İnsanoğlunun varlığından beri hayatının her alanında hedeflediği temel esas hayatın her alanında başarılı olmaktır. Bunu …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir