Home / News / YAZARLAR / Kenan Şahin / Başarmak kazanmak değildir

Başarmak kazanmak değildir

İnsanoğlunun varlığından beri hayatının her alanında hedeflediği temel esas hayatın her alanında başarılı olmaktır. Bunu hayatın her alanında görebiliriz. Bu duygu ilk insan Adem as. dan günümüze kadar insanda mevcut olan bir duygudur.

Başarı; bir hedefi gerçekleştirmek veya bir hedefe ulaşmaktır.

Başarmak her insana göre farklılık arz eden göreceli bir husustur. Birisinin başarı olarak gördüğü başka bir kişi için başarısızlık veya yeterince başarı olarak algılanmayabilir.

Başarı kavramına anlam katan insanın yaşadığı toplum standartları (yani yaşadığı toplumun standartlarını yakaladıkça kişi kendini başarıya ulaşmış kabul eder) ve bununla birlikte insanda var olan ilişkileri düzenleme ve düzenlerken onun yaşama bakış açısıdır.

İnsan konum veya bulunduğu çevrenin durumuna göre değişik atmosfer içerisinde bulunsa dahi başarma duygusu her zaman var olmuştur. Bu çocukluktan başlayarak insanın ömür çizgisinde daima var olmuştur. Bir çocuk aile içerisinde başlayarak ailede, okulda ve sosyal çevresinde başarılı olmayı hedef edinip bu uğurda gayret sarf eder.

Başarı gerçekleştiğinde ise insanın çevresindekiler tarafından takdir edilmesi ve beğeni toplaması da onu her zaman ve her daim başarılı olmak için gayret etmeye sevk eden en önemli motivasyondur.

Burada başarının püf noktaları nelerdir, nasıl başarılı olunur hususlarını ele alıp bu hususların detaylarında konuyu boğmak istemiyorum. Ama yine de ana başlıklar ile başarı hakkında birkaç kelam etmek gerektiği kanaatindeyim.

Başarı hakkında bakış açımızı, sınırlı bakışı, ölçümüzü belirlemez isek alanı geniş olan başarı sahasında oradan oraya savruluyoruz. Yani temel çizgimiz belli olmalı ve o doğrultuda başarıya odaklanmalıyız.

Özellikle İslam’ı kendisine dava edinmiş dava adamlarının İslam’ı hayata hakim kılmak için verdikleri mücadelede başarılı olmak istemeleri ve başarılı olmak için çalışmaları da en doğal ve olması gerekendir.

Zira günümüzde ilkelerimizi/İslamı temel almayan sahte başarı hikayeleri ile Müslümanların başındaki liderler Müslümanları oyaladıkları bir dönem yaşamaktayız. En son Karabağ meselesinde bu nu çok bariz bir şekilde gördük.

Bizler her ne kadar çeşitli üsluplar ile kendimizi başarıya odaklasak ta bizi hedeflerimize ulaşma yolundan birçok engelin alıkoyduğu bir gerçek. Ama bazı zamanlarda en yakınlarımızın bizi engellediğini hiç düşündük mü? Yakın çevremizde kötü niyetle olmasa bile potansiyelimizi ortaya çıkarmamızı engelleyen birçok insan bulunabiliyor. (Arkadaş, Anne, Baba, Kardeş, öğretmen….)

Çoğu zaman yanlış yönlendirmelerde bulunarak başarımıza engel olabiliyorlar.

Bunu sağır kurbağa hikayesi en güzel şekilde anlatıyor.

Bir kurbağa sürüsü ormanda yürürken, içlerinden ikisi bir çukura düşer. Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanırlar. Çukur bir hayli derindir ve arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün görünmemektedir. Yukarıdaki kurbağalar, boşuna uğraşmamalarını söylediler arkadaşlarına:

“Çukur çok derin, dışarı çıkmanız imkânsız.”

Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp çukurdan çıkmak için mücadeleye devam ederler. Yukarıdakiler ise hala boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylerler. Sonunda kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilenir ve mücadeleyi bırakır. Diğeri ise çabalamaya devam eder. Yukarıdakiler de, çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürürler.

Ne var ki, çukurdaki kurbağa mücadelesine devam eder ve son bir hamle daha yapar, bu kez daha yükseğe sıçramayı başarır ve çukurdan çıkar. Çünkü bu kurbağa sağırdır. O yüzden, arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine kulak asmamıştır.

Bu hikayedeki gibi bazı zamanlarda yakınlarınızın yapabileceklerinizi engellemelerine fırsat vermemeli, kendinize güvenerek etrafınızdaki insanları da ikna etmeliyiz. Bazen sağır olmanın faydalı olabileceğini de düşünüp kararlılıkla hedefimize devam etmeliyiz.

Bu izah ışığında baktığımızda başarmak ile kazanmak arasında bir bağlantı olduğunu görebiliyoruz.

Kazanmak: olumlu ve iyi bir sonuç sağlamak olarak tarif edilmiştir. Dolayısı ile her başaran başarısının sonucunu kazanmak olarak ve hedefini gerçekleştirmede başarısız olan her kişi de bunu başarısızlık olarak adlandırmaktadır.

Dolayısı ile her başarı kazanmak olarak algılanırken her başarısızlık ise kaybetmek olarak algılanır bir hal almış durumdadır.

Peki, gerçekten öyle midir?

Bir Müslüman için kazanmaktan kastedilen sadece dünyalıklar çerçevesinde kalarak olumlu ve iyi bir sonuç almak olarak ortaya konabilir mi?

Elbette ki hayır!

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir. (Yunus  7-8)

Bir Müslüman için olumlu olan sonuç Rabbine kavuşacağı bilinci ile ahiret hayatında Allah’ı razı edecek sonuçtan başkası kesinlikle değildir.

Zira Müslümanın hayata bakışı ahiret endekslidir. Bu dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ve asıl varılacak ebedi yurt ahiret hayatıdır.

Dünya hayatı için kazanmanın manası ise kendi heva ve hevesinin sınırlarını belirlediği değil Rabbinin müsaade ettiğinden başkası değildir.

İşte bu bakışla Müslüman kazanmayı düşünürken her zaman ahiret yurdunu kazanmayı hedef edinir. Bu dünyanın süsü olan hususlar onun için imtihan vesilesinden öte bir şey değildir. Dünyalık başarılarının akabinde elde ettiği kazançlar bir imtihan unsurudur ve başarı veya başarısızlık olsun onun hayatında depremlere ve sarsıntılara yol açmaz.

Bu sebeple Müslüman yaşamının her alanında Allah’ı razı etme düşüncesi ile hareket eder ve Allah’ı razı ederken karşılaştığı husus başarısızlık olarak görülse de o Müslüman için başarıdır. Bunun bir örneğini biri Maun hadisesinde şehit edilen Ebu Fuheyre vakasında çok net bir şekilde görüyoruz.

Bedir ve Uhud savaşlarına katılan Âmir, hicretin 4. yılında Necidliler’e gönderilen yetmiş kişilik irşad heyetinde yer aldı. Heyet Bi’rimaûne’ye geldiğinde tuzağa düşürüldü. Cebbâr b. Sülmâ’nın attığı mızrak, henüz kırk yaşında olan Âmir’in sırtından girip göğsünden çıktı. O anda Âmir, “Kazandım vallâhi!” diye haykırınca öldürdüğü insanın son nefesindeki bu sözüne bir mâna veremeyen Cebbâr, günlerce üzerinde düşündüğü bu olayın tesiriyle daha sonra Müslüman oldu.

Evet, işte Müslüman için gerçek kazanç ahireti kazanmaktan başkası değildir. Bunun yolu ise yaptığımız her amelde Âlemlerin Rabbi Allah’ı razı etmeyi hedef edinmekten geçmektedir. Aksi halde elde ettiğimiz başarı bizim için başarı değil hüsran olacak ve kaybedenlerden olacağız.

Bu hususu yine Ebu Hureyreden rivayet edilen şu hadiste daha net olarak görmekteyiz:

 “Kı­ya­met gü­nü he­sâ­bı ilk gö­rü­le­cek ki­şi, şe­hid düş­müş bir kim­se olup hu­zu­ra ge­ti­ri­lir. Al­lâh Te­âlâ, ona ver­di­ği nî­met­le­ri ha­tır­la­tır, o da ha­tır­lar ve bun­la­ra ka­vuş­tu­ğu­nu îti­raf eder. Ce­nâb-ı Hak:

«– Pe­ki bun­la­ra kar­şı ne yap­tın?» bu­yu­rur.

O kim­se:

«– Şe­hid dü­şün­ce­ye ka­dar Sen’in uğ­run­da ci­hâd et­tim.» di­ye ce­vap ve­rir.

Ce­nâb-ı Hak:

«– Ya­lan söy­lü­yor­sun. Sen, ne kah­ra­man adam de­sin­ler di­ye sa­vaş­tın, o da de­nil­di.» bu­yu­rur. Son­ra em­ro­lu­nur da o ki­şi yü­züs­tü ce­hen­ne­me atı­lır.

Bu de­fa ilim öğ­ren­miş, öğ­ret­miş ve Kur’ân oku­muş bir ki­şi hu­zû­ra ge­ti­ri­lir. Al­lâh Te­âlâ ona da ver­di­ği nî­met­le­ri ha­tır­la­tır. O da ha­tır­lar ve îti­râf eder. Ona da:

«– Pe­ki bu nî­met­le­re kar­şı­lık ne yap­tın?» di­ye so­rar.

O ise:

«– İlim öğ­ren­dim, öğ­ret­tim ve Sen’in rı­zân için Kur’ân oku­dum.» ce­vâ­bı­nı ve­rir.

Ce­nâb-ı Hak:

«– Ya­lan söy­lü­yor­sun. Sen, âlim de­sin­ler di­ye ilim öğ­ren­din, ne gü­zel oku­yor de­sin­ler di­ye Kur’ân oku­dun. Bun­lar da se­nin hak­kın­da söy­len­di.» bu­yu­rur. Son­ra em­ro­lu­nur, o da yü­züs­tü ce­hen­ne­me atı­lır.

(Da­ha son­ra) Al­lâh’ın ken­di­si­ne her çe­şit mal ve im­kân ver­di­ği bir ki­şi ge­ti­ri­lir. Al­lâh Te­âlâ ver­di­ği nî­met­le­ri ona da ha­tır­la­tır. O da ve­ri­len nî­met­le­ri ha­tır­lar ve îti­râf eder.

Ce­nâb-ı Hak:

«– Pe­ki ya sen bu nî­met­le­re kar­şı­lık ne yap­tın?» bu­yu­rur.

O şa­hıs:

«– Ve­ril­me­si­ni sev­di­ğin, râ­zı ol­du­ğun hiç­bir yer­den esir­ge­me­dim, sa­de­ce se­nin rı­zâ­nı ka­zan­mak için ver­dim, har­ca­dım.» der.

Hak Te­âlâ:

«– Ya­lan söy­lü­yor­sun. Hâlbuki sen, bü­tün yap­tık­la­rı­nı ne cö­mert adam de­sin­ler di­ye yap­tın. Bu da se­nin için zâ­ten söy­len­di.» bu­yu­rur. Em­ro­lu­nur, bu da yü­züs­tü ce­hen­ne­me atı­lır.” (Müs­lim, İmâ­re, 152)

İslam başarmak ve kazanmak arasındaki alakayı bu şekilde doldurdu:

Niyetler halis, ameller bu niyetle Allah’ın emir ve nehiyleri doğrultusunda olduğu takdirde kazancımız Allah’ın rızası olacaktır.

Evet Müslüman için gerçek başarı ve kazanç Alemlerin rabbinin rızasından başkası değildir. İslam nasıl ki kendini seçkin olarak diğer fıtrata aykırı olan fikirlerden ayırdı ise başarı noktasında da ayırmış, başarma duygusunu fıtrata uygun bir şekilde akidesinden çıkan fikirler doğrultusunda doldurmuştur. Çünkü İslam başarmanın verdiği hazzı sadece ve yalnızca Allah’ın rızasını kazanmaya endekslemiştir.

Allahu Teâlâ’nın rızasına odaklanan kişinin başarı ve kazanım için şer’i hükümler çerçevesinde öncelikleri olması gerekir. Her dönem vakıa gereği başarı ve kazancın öncelikleri değişe biliyor.

Ümmetin Yani bugün hayır işleri ile uğraşmak başarının öncülü değildir. İslam hükümleri tatbik edilmezken yollar yapmak Müslüman için kazanım değildir. Kazanmanın sıralamasını kendi bakış açımıza göre de düzenleme gibi bir lüksümüz yoktur. Allahu Teâlâ’nın hükümleri tatbik edilmezken hayır işleri ile uğraşmak kazanım değildir. Başarı ve kazanım noktasında hayat çizgimizi Resulullah Sallallahu aleyhi ve Sellemin öncülüğünde şekillendirmek gerekir.

Müslüman bu alandan çıktığında başarı olarak kabullendiği birçok hususun boşa olduğunu ve zarardan başka kazancının olmadığını görecektir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu gün yöneticiler ve onların avaneleri başarı ve kazanım konusunda ümmeti saptırıyorlar.

Günümüz için asıl kazanım Allahu Tealanın nizamını hayata hakim kılıp ümmeti bulunmuş olduğu bu günkü çökmüş halden kurtararak İslam devleti Hilafetle yeniden izzetlendirmektir.

Şunu unutmayalım ki peşinde takipçisi olan hiçbir şey zayi olmaz. Bizim görevimiz Allah ve Resulünün istediği şekilde gayret gösterip çalışmaktır. Bundan dolayı başarıyı sağlayacak olan Allahu Teâlâ’dır.

Kenan Şahin

Ayrıca...

Devlet nedir?

İnsanoğlu yaratılışı itibari ile sosyal bir varlıktır. Ve birlikte yaşamaya meyillidir. Bu birlikte yaşamada insanlar …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir