Home / News / YAZARLAR / Mehmed Güney / Kapitalizmi Kurtarma Adına İnsanlar Yine Aldatılıyorlar
Kapitalizmi-Kurtarma-Adina-insanlar-Yine-Aldatiliyorlar

Kapitalizmi Kurtarma Adına İnsanlar Yine Aldatılıyorlar

Bu aralar “kurtarmak” sözcüğünü çok duymaya başladık. Tam da bu sıra fiilin faili aranırken, daha insanlar musibetten dolayı başını kaldırıp kendisine gelmeden birileri tarafından faili ve müsebbibi de bulundu. Dünya genelinde korona virüs salgını ile mücadele edilirken, diğer taraftan –şu an- egemen güç kapitalistlerce bir yol haritası çiziliyor. Bu hususta gözüken genel eğilim iki noktada odaklanmaya başladı. Bunlardan birincisi;

Kapitalizmi kurtarmak; yani kapitalizm ve onunla birlikte kapitalist ekonomiyi kurtarma girişimleri.

İkincisi;

İnsanlığı içerisine düştüğü, musibetten doğan sorunlardan kurtarmak;

Ancak bu şekilde birini terk ederken diğerini kurtarmış olacaksınız. Görüntüye göre ikisini birden kurtarma şansınız yok!..

Önce şunu belirtelim ki her iki konuda da dünya devletleri dağınık vaziyette, liderlik yapan bir devlet yok. Ülkeler ekonomilerini kurtarmayı düşünürken korona virüs salgınından doğan sorunları çözmede ortak hareket etmediklerini (her ne kadar Dünya Sağlık Örgütü bu işi yapıyor gözükse de), tam tersine birbirlerini suçladıklarını, birbirlerinden bilgi ve malzeme hırsızlığı yaptıklarını görüyoruz.

Gelinen noktada meylin hangi yöne kaydığı elbette iyi bilinmesi gerekir. Bunun için gündemde neler döndüğüne değişik açılardan bir bakalım.

  1. Krizlerle Yaşayan Kapitalizm;

Karşımızda krizlerden doğan, krizlerle yaşayan bir kapitalizm sistemi var ve kapitalizm tarihi sayısız krizlerle doludur. Siyasi ve ekonomik olarak kapitalizmin elinde şekillenen dünya korona virüs öncesi de bir kırılganlık yaşıyordu. Dünya genel olarak bir buhran (daralma) havasına girmişti. Yani kapitalizm hem nizamıyla hem de ekonomik sömürü ve baskısıyla dünyayı bunaltmıştı. Amerikan öncülüğünde yürütülen kapitalizm dünyayı kasıp-kavuruyordu. Buradan hareketle öne çıkan bazı hususları şu şekilde sıralamak mümkün:

  1. Kapitalizm meseleleri çözmekten aciz bir konuma düştü. Amerika’nın sömürü alanı genişleyip, bütün dünya devletleri ile boğuşmaya kalkışınca bölgesel olarak sorunlar arttı ve içinden çıkılmaz bir hal aldı. İnsanlar ondan meseleler için çözümler beklerken o bu konuda aciz kaldı. Peşine düştüğü, uygulamaya kalkıştığı, bir sürü tezatlarla o vazgeçemediği sömürü düzenine liderlik yapamadı.
  2. İdeolojik liderlik yerini şahsi liderliğe terk etti. Rönesans’la doğan laiklik ve demokrasi Fransa’nın elinde büyüdü, Avrupa’da palazlandı, Amerika’da zirveyi gördü ve yine Amerika’nın elinde hastalandı, sonrasında düşüşe geçti. Kapitalizmin kökeninde olan dayatmacılık (işgal etiği ülkelere zorla laiklik, demokrasi götürmek gibi) Amerika elinde bencilleşti, kontrol edilemez boyutlarda şahsi ihtirasları yeğledi.
  3. Kapitalizmi ayakta tutan ideolojik güç (laiklik, demokrasi!) yerini kaba kuvvete bıraktı. İdeolojisinden kaynaklanan özgürlük havarisi (!) iken gücün verdiği şımarıklıkla aleme korku saldı. Ezme, çalma, yakma, yıkma, parçalama aklınıza ne geliyorsa Amerikan ordusu ve müttefikleri eşliğinde gerçekleştirildi. Hızını alamayan Amerika keyfine göre toprak dağıtmaya başladı. Sudan’ı bölmesi, Ürdün vadisini, Kudüs’ü, Golan’ı Yahudi varlığına verme gibi adımlar attı.  
  4. Siyasette olduğu gibi dünya ekonomisinde de tek söz sahibi olan Amerika globalizmle ülke ekonomilerini perişan etti. Doyumsuzluk sömürgenin temel ilkelerindendir. Tehditler, aldatmacalar ve yalanlar eşliğinde ekonomik talan yapan Amerika bununla yetinmeyerek dünyanın bütün kaynaklarına göz dikti.
  5. Kapitalizmin kültürel bazda insanlığa verebilecek hiçbir şeyi kalmadı. Demokrasi, özgürlük, hürriyet gibi içi boş/fıtrata uygun olmayan söylemlerle aldatılan insanlar öyle ki fıtri özellikleri dahi kaybetme noktasına getirilip komaya sokuldu. Bireysel özgürlüğün geldiği noktada aile yapıları alt-üst oldu, eşcinsellik kanunlaştırılıp toplumsal ilişkiler ağına dahil edildi.

Bunlar sadece görünen dağın bir yüzü. Karşımızda kendi kendine yetersiz olan, insanlığı mahvettiği gibi kendi kendini yiyen bir sistem var. Her ne kadar musibetin etkisinden dolayı dağınık olsalar da küfür tek millet olduğu için şimdi bu insanlık düşmanı, kokuşmuş düzeni –kapitalizmi- hep birlikte kurtarmak istiyorlar. Küfründe boğulan sisteme el atılması isteniyor.

Gözüken o ki; bu süreçte yaşanan tüm krizler bir virüsün üzerine yıkılarak krizlerin müsebbibi olan kapitalizmin o çirkin yüzü yine perdelenmek isteniyor. Ve bunu da insanlığın tümünü kapsayan bir sorunmuş gibi göstererek kapitalizmin ayakta kalabilmesi adına yardım ve çağrılar yapılıyor. Hâlbuki kriz kapitalizmin doğasında var olup insanlığın ortak sorunu değildir. Artık kapitalizm perdelerin kapatamadığı bir süreçte…

Dolayısıyla bu süreçte iki vakıanın birbiri ile kasıtlı bir şekilde karıştırıldığını görüyoruz. Zira kasırga, korona virüs gibi musibetler kapitalizm krizi değildir. Geçmişte ve günümüzde yaşanan krizler sadece bu tür salgın hastalık veya musibetlerin getirdiği sorunlardan dolayı da doğmadı. Musibet ve kapitalizm krizi ayrı ayrı şeylerdir. Önce bu ayırımı yapmak gerekir.

  • Musibet, Felaket, afat kendisi kriz değildir.

Musibetlerden doğan sorunlar çözülmezse krizlere sebep olur. Fakat bir deprem, sel felaketi veya virüs salgınlar kendi başına kriz teşkil etmez. Musibet;insanlığın üzerine vuku bulan kazadır. Kaza ise insanın etki ettiği daire dışında meydana gelen olaylardır. Veba, taun, kasırga vs. bunlar insanlığın kazasındandır. Bunlara insanın dâhili bir etkisi söz konusu değildir. İnsan kazayı ne engelleyebilir ne de ondan kurtulabilir. Çünkü bu doğrudan Yaratanın insan üzerine hükmetme alanıdır. Bundan dolayıdır ki, insan deprem saatini bilemez ve depremi durduramaz, üzerine düşen nesnelerin altında ezilmekten kurtulamaz. Virüsle gelen salgın hastalıklar beklenmedik bir anda kişiyi bulabilir, kanserden, veremden, taundan korona virüsünden kurtulmak mümkün olmayabilir. Bir sinek, çıplak gözle görülmeyen, devasa bütçelerle yok edilmeye çalışılan ufacık bir virüs kişi için kaza olabilir. Bunun adı kriz değildir. Hiçbir kaynak bu gibi olayları kriz olarak nitelemedi. Yani musibetin adı kriz değildir. Böyle düşünecek olursak (haşa) Allah’ın yeryüzünde kriz çıkarttığı saçma bir düşünce ortaya çıkar.

Krizler ise; insanın hükmetme dairesinde meydana gelen olaylardır. Burada “kriz gibi bir musibetle karşılaştık” tabiri kullanılsa da bu “asli manadaki musibeti” ifade etmez. Kelime manasında iyi olmayan bir durum içerisinde kalmak babındandır. Krizleri/buhranları insanlar kendileri çıkartırlar. Bireysel, aile veya iş ortamı gibi her kesimin kendi alanında krizler vuku bulabilir. Fakat gündem konusu olan bu tür krizler değil, üzerinde durulması gereken kapitalizm kaynaklı toplumsal krizlerdir. Bu daha çok yönetim bazında, sistemin getirdiği uygulamalardan doğan bir durumdur. Sistemin yetersizliği musibetlerden doğan sorunları ya çözemez ya yürütemez veya hazırlıklı değildir. İnsan fıtratına uygun olmayan nizam/sistem kaynaklı uygulama krizin öncüsüdür. Daha açık bir ifade ile Yaratıcıdan gelmeyen bir sistem altında yaşamak, isyanla buluşmak, krizlere teslim olmak demektir.

Musibet ise bir yerde imtihana tabi tutulan insanın elinde olmayan nedenlerle acizliğini yaşadığı andır, olaylardır. İnsan o an çaresizdir, Yaratıcısını hatırlama ve O’na yönelmekten başka çıkar yolu yoktur. Kimileri buna sabırla yaklaşır ve Allah’u Teâlâ’ya tevekkül eder, kimileri de aklına teslim olur isyanına devam eder. Bu konu açılmışken kısaca şu husussa da değinelim:

-Kapitalistler, musibet dönemlerinde Allah’a açılan imtihan ve hidayet meselesini çalmak istiyor. Musibetlerin elbette etkileri vardır ve insanın altından kalkması, sonucu ağır, zor durumlar doğabilir, yaşanabilir. Onun için musibeti hiçbir kimse temenni etmediği gibi başa geldiğinde de hiçbir kimse o halde yaşamayı istemez. Her ne kadar yan etkileri varsa da getirileri de o kadar çoktur. Küfrün, şirkin, isyanın artması veyahut ta insanlığın ilahi yoldan uzaklaşmaları, taşkınlıkları nedeni ile musibetlerin gelebileceği gibi imtihan için de gelebilir. Allah’u Teâlâ şöyle bildirdi:

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ

اَلَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌۙ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ

“Muhakkak ki biz sizi korkuyla, açlıkla ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. O sabredenleri müjdele! Onlar ki, başlarına bir musibet geldiği zaman: “Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.” derler.” (Bakara 155-156)

Musibetlerin başımıza gelmesini elbette temenni etmeyiz fakat isabet ettiğinde de alınması gereken dersler vardır. Allah’a yöneliş, hidayete ulaşmada insanlığın önünü açan, yaratıcı ile olan alakasının muhasebesini kolaylaştıran bir özellik taşıması gibi. Kimileri/kafirler acizliğini daha çok idrak ederek iman edip hidayete kavuşur, kimileri de/Müslümanlar da tövbe edip içerisine düştükleri gafletten, haramlardan, küfrün bataklığından, nizamlarından kurtulmak için harekete geçer. Bu manada musibet insanlığa çok şeyler hatırlatır, öğretir ve yeniden toparlanmasına sebep olur.

İşte, bu alan kapitalizmin hiç mi hiç istemediği, hoşlanmadığı bir alandır. Düşüncesini maddi alanda dar bir sahaya sokan kapitalizm maneviyat alanını kendisine müdahale olarak görür. Bu nedenle musibet anları da olsa şeytani hamaset ondan ayrılmaz bir parçadır. Allahu Teala şöyle buyurdu:

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُۙ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِۜ

“…İnkâr edenlerin dostları ise tağutlar olup onları aydınlıktan karanlıklara götürürler…” (Bakara 257)

Kapitalist düşünce sahipleri insanlığın hayrına giden kapıda şeytani nöbetlerini 24 saat tutmaktadır. Nasıl ki “Arap Baharı” devrimlerini çeşitli desiselerle çaldı iseler musibet neticesi doğabilecek Allah’a yöneliş ve hidayet baharının önünü kesip çalmak istiyorlar. Çünkü Allah’ın nizamı ile buluşmak, hidayete kavuşmak kapitalizmin sonu demektir. Bu ortamda ideolojik tartışmadan kaçan kapitalistler Allah’tan gelen ne varsa önünü kesmek, yasaklarla insanlardan uzaklaştırmak maksatlı plan ve projeler üretiyor. Kâbe’nin, Mescidi Nebevinin, Mescidi Aksanın kapatılması, camilerde cemaatle namazın (Cuma namazı dahil) kılınmasının yasaklanması, Ramazan ayının nimetlerinin (bayram dahil) önüne geçilmesi, alimlerin, mütefekkirlerin sus-pus edilmesi gibi uygulamalar hep bu kategoridendir.

İslam’a danışılmadan (bu musibetler dönemi de olsa) Müslümanların İslami yaşamlarına müdahale edip haklarında karar almak kapitalistlerin haddine düşmez ve büyük bir cürümdür.

Müslümanların kapitalizmin bu şerrine rıza gösterip tepki göstermemesi, müsaade etmesi ise hesabı zor olan, üzerinde ciddiyetle durulması gereken ayrı bir konudur. Müslümanın tedbirleri de sorumluluğu da Allahu Teâlâ’nın rızasına ters düşecek şekilde olmamalı.

Bu yüzden toplumsal ilişkileri kesip insanları “evlere kapatmak” insan sağlığını kurtarmak için değil, kapitalizm krizini kolay yönetmenin, kontrolü elde tutmanın başka bir adıdır. Her ne kadar virüsün yayılmasını engellemek için dense de birçok nedenleri yanyana koyduğunuzda, uygulamadan doğan bazı tezatlar (Amerika’daki protestolar, 23 Nisan’da yaşananlar gibi) bunu doğrulamıyor. “Dışardan evleri yönetebilirsin fakat evlerden dışarıyı yönetemezsiniz” tespitinden yola çıkan kapitalistler çökmekte olan nizamlarını solunum cihazlarına bağlayarak, sunni teneffüs yaptırıp biraz daha hayatta kalabilmesi için çalışıyorlar. Biliyoruz ki onlar yalan söylemekte, çalmakta, aldatmakta oldukça maharetlidir (!).

  • Kapitalizm denildiğinde ilk akla gelen krizdir. Bu ideolojiinsanlığın sorunlarına fıtrata uygun nitelikte çözüm getirme noktasında acizdir. Kapitalizm hiçbir zaman sorunları insan merkezli ele almadı. Bölgesel çıkan sorunları yönetmeye ve onlar üzerinden nizamlar yapmaya kalkıştı. Örneğin; İngiltere’de çıkan işçi ayaklanmaları sorunu üzerinden oluşturulan yasalar bu sorunları yaşamayan Hindistan üzerinde kullanıldı. Veya demokrasi sorunu diye bir derdi olmayan Afganistan’da işgalle demokrasi uygulanmaya kalkışıldı. Veyahut laiklik Fransa’nın sorunu iken Hilafet kaldırılarak İslam aleminde laiklik uygulanmaya kalkışıldı. Yani kapitalizmin meselelere bakışı evrensel değildir.  Dolayısıyla kriz onun doğasında olduğu için gittiği her yere kriz de beraberinde gider.
  • Kapitalizm kendini kurtarmak için musibeti fırsata çevirmek istiyor.

Dünya uzun bir süredir korona virüs musibetinin getirdiği sorunlarla yaşıyor. Yapılan açıklamalara bakıldığında, sanki musibetlerden doğan sorunlarla uzun bir süre daha yaşanacak gibi. Virüsün evreler geçirip yeniden ortaya çıkacağı bilim adamları yanında resmi dillerden seslendiriliyor ve bunun üzerine senaryolar yazılıp projeler çiziliyor. 

  • Musibetin insani boyutu gözardı ediliyor. Burada ister buna kapitalizm deyin ister üst akıl deyin (böyle bir tabir kullanıyorlar ama bu kapitalistlerden başkası değildir) meseleye bugün insani açıdan yaklaşılmadığı ortada.  Felaketlerin ne öncesinde ne de sonrasında insan odaklı, insanı önceleyen bir girişim olduğundan bahsetmek zor. Bu alt yapısı olan ülkeler içinde böyledir, alt yapısı olmayan ülkeler için de böyledir. Yani Afrika’nın bir köşesinde (eski ismi Habeşistan olan şimdiki adı) Etiyopya’da insanı düşünerek nasıl ki sağlık sektörü yok denecek kadar az ise, dünyanın en müreffeh yaşayan ülkesi İsviçre’de dahil Batı ve güdümünde olan ülkelerde devasa sağlık sektörleri “insani öncelikler” temeli üzere kurulmuş değildir. Aşı, ilaç, tıbbi malzeme bulamayan ülkeler olduğu gibi bir test için 9 bin dolar alan bir ülke düşünün! Burada sadece güncel olduğu için sağlık sektöründen örnek veriyoruz. Bütün musibetler döneminde (çeşidi ne olursa olsun) yaşanan durum aynı. Kapitalizm musibetten doğan meseleyi insani olarak ele almadığı için insan hayatına, o kadar önem vermez. Şu söylene bilir; kendileri insan değil mi?  Kapitalizm meseleye sınıfsal yaklaşmakta; “varlıklı insan”, “işe yarayan insan”, “üretimden düşen insan” gibi ayrımlara gitmektedir. Onların gözünde “sermaye sahipleri” değerli birer varlık, diğerlerinin ise bir değeri yoktur. Kapitalizmin insan varlığına verdiği değeri Afrika’da aşikâr bir şekilde görebilirsiniz. Onlar için Afrika her konuda açık bir laboratuvardır. Düşüncelerine bir bakın!..
  • Skandal ifadeleri sürdüren Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü (Inserm) Direktörü Locht, “Evet, siz haklısınız, aynı zamanda biz de bu çalışmayı Afrika’da yapmayı düşünüyoruz. Bu ve bunun gibi çalışmaları ciddi bir şekilde Afrika’da yapmayı düşünüyoruz.” dedi. //www.sabah.com.tr

Yani insanlığın ölçüsü şarta bağlanmış o da kapitale, maddeye tapan, onlarla beraber yürüyen, güdümlerinde olan kapital sahibi olmak. Yaşaması da huzur bulması da ayakta kalması da buna bağlı. Bunlar yoksa sokaktaki, huzur evindeki insanın bir değeri yoktur. “İnsan haklarından” çok dem vuran batı gerçekte böyle olmadığını vahşi uygulamaları ile yalan söyleyerek, aldatarak her defasında bunu göstermiştir. Kapitalizmin insanlığı kurtarma gibi bir derdi hiç olmadı. Bundan dolayı da yöneticiler insanları çaresizlikler içerisinde, musibetten doğan sorunlarla baş başa bırakmakta bir beis görmezler. Size birkaç örnek sıralamak istiyorum:

  • 16 yıldır ABD’de yaşayan Dr. Akten, “Süper güç olarak adlandırılan ülke, ardı arkası kesilmeyen vakaların altında kaldı. Sağlık sistemi çok bozuk. Parası olmayana bakılmayan bir sistemi var. Sigortası olmadığı için tedavi edilmeyen insanları gördüğüm zaman saçımı başımı yoluyorum. Bir şeker hapı verilemediği için böbrek rahatsızlığı yaşayan hastalarımız var. Burada gerçek ötesi şeyler yaşıyoruz. Mesela; maskemi bir hafta kullanmam istendi. //beyazgazete.com
  • İspanya’da birçok huzurevinde kalan yaşlı insanları terk edilmiş halde buldukları, bazı huzurevlerinde kalanların ise yataklarında cansız bir şekilde bulundukları duyuruldu. //www.haberturk.com

Dünyaya liderlik yapan, süper güç Amerika başkanının bir devlet adamına (!) yakışmayan insan onurunu kırıcı, insanlara verdiği değeri ifade eden şu sözlerine bir bakın!

–  Trump düzenlediği basın toplantısında bilim insanlarının virüsü kapan hastaların vücuduna ışık ya da dezenfektan verme seçeneğini değerlendirmesi gerektiğini söylemişti. Trump, “Böyle bir şey yapmamız mümkün mü? Enjeksiyon yoluyla temizleme gibi… Bunu denemek ilginç olabilir” demişti. //www.dw.com/tr

Kapitalizmin bayraktarlığını yapan İngiltere’nin düşüncesi Amerika’dan pek farklı değildir.

– İngiltere hükümetinin danışma kurulunda yer alan Profesör Dr. Graham Medley bu planı şöyle açıklıyor:

“Bu virüs uzun bir süre bizimle olacak. Virüs, bir süre sonra salgın etkisini kaybedip daha önce ortaya çıkmış ama farkında olmadığımız corona virüsü çeşitlerine katılacak. Bu noktada ‘Sürü Bağışıklığı’ dediğimiz durumu oluşturmak gerekiyor. Bu, nüfusun büyük bir çoğunluğunun enfeksiyona bağışıklık geliştirmesi demek. Aşının yokluğunda bunu oluşturabilmenin tek yolu, nüfusun çoğunluğunun hastalığa yakalanmasıdır.” //www.sozcu.com.tr

Bunların düşüncelerinin merkezinde kapitalizm vardır ve kapitalizmi kurtarma vardır. İnsanı sorunlarla boğuşturan kapitalizm musibet anlarında insanları o musibetle baş başa bırakmaktan kaçınmaz, kendisine zarar gelmeyecek şekilde onları terk eder. Kurtarma eğilimi varsa da bu; belirli kesimler için, olayların akışı çerçevesinde menfaat odaklı, musibetlerden doğan sorunları fırsata çevirme maksatlı olur.

Dolayısıyla kapitalist yöneticiler insanı kurtarma yerine kapitalizmi kurtarmayı ölüm-kalım meselesi yapmışlardır. Dünya genelinde kapitalizmin bayraktarlığını yapanlar ve destekçileri “kapitalizm kurtarılmazsa insanlıkbüyük felakete sürüklenir” düşüncesini dillendiriyor ve bu yönde korku salıyorlar. İslam beldelerindeki yöneticiler de halkına yapmadıkları yardımı kıbleleri olan batının yıkılmaması, kapitalizmin yok olmaması için yapıyor, canhıraş çalışıyorlar. Bugün yöneticilerden ve kurumlarından gelen çözüm odaklı sunulan ne varsa kapitalistlerin çıkarınadır. Kapitalizmi ve temsilcilerini razı etmeyen hiçbir eylem ve çözüme yol verilmiyor.

Gerçekten insan sağlığı önemsense ve sorun çözülmek istenseydi dünya genelinde devlet bütçelerinden kapitalistlere aktarılan milyarlarca doların çok cüzi bir kısmı ile bu musibetten doğan birçok meselenin altından kalkmak mümkün olabilirdi. Bütçelerden ayrılan miktarlardan sadece Amerika’nın ayırdığı bütçe verisi ile yetinelim:

Beyaz Saray ekonomi başdanışmanı Larry Kudlow toplamda 6 trilyon dolarlık destek paketinin ekonomiye enjekte edileceğini duyurdu.

Bunun 2 trilyon doları doğrudan destek olarak dağıtılacak ve kalan 4 trilyon dolar da borç verebilmesi için federal merkez bankasında olacak. Kudlow bu miktarın ülke tarihinde açıklanmış en büyük finansal destek paketi olduğunu kaydetti. //tr.euronews.com

Her gün bu veriler üzerine yeni destek paketleri eklenmektedir. Görüldüğü gibi ayrılan paralar kapitalist ekonomiyi kurtarma amaçlıdır. Bu ise, insanın kurtarılmasından daha evla gördükleri kapitalizmi kurtarmanın adıdır. Ekonomik çarkın durması kapitalizm için neticeleri çok korkunç olan büyük bir felakettir.

Trump; ABD ekonomisinin uzun süre durması sürdürülebilir bir durum değil. //tr.euronews.com

Bunu da insanlığın felaketi olarak görüyorlar. Ayrıca bu korkularına insanları ortak ederek endişeye sevk edici açıklamalarda bulunuyorlar.

ABD Başkanı Donald Trump, “İnsanlar büyük endişe ve depresyon içerisinde. Eğer ekonominiz kötü durumdaysa intihara sürüklenebilir ve daha fazla ölüm olabilir. Depresyon sonucu intiharlar, corona virüsü ölümlerinden daha fazla olabilir. //www.tv100.com

Kısmî çözümlerle musibetten doğan insanlığın düştüğü duruma el atmış gözükseler de insanlık adına yeterli çözümler, yeterli destek bu sistemden asla gelmez. Ekranlarda “insani” odaklı yansıtılanlar real hayatta gözüktüğü gibi değildir. Afrika’da kapitalizm sömürüsünden dolayı açlık çeken insan görüntüleri, Amerika’da kasırga, sel, sonucu sular üzerinde yüzen insan cesetleri, kapitalizmin merkezi Amerika’da yüzbinlerle ifade edilen sokakta yatan evsiz insanlar ve virüsten dolayı sokaklara terk edilmiş tabutlar, kamyonlarda çürümeye terk edilmiş cesetler, sahipsiz kalan yaşlılar ve daha nice sorunlar kapitalizm tarafından insanlığın terk edilmişliğine şahitlik ediyor.  

-Çözümü bilime havale etmeleri aldatmanın diğer bir yönüdür.

 Şunu biliyoruz ki acizlik insanı kendisini aciz bırakan gücün karşısında teslimiyete sevkeder. Virüs salgını musibeti karşısında aciz kalmakta böyledir. Bu acziyet insanı virüsü Yaratana ve onu bir felakete, musibete döndürme gücüne sahip olan Allah’u Teâlâ’ya yönlendirmesi gerekirken insanlar bu ortamda bundan uzak tutuldu ve hala tutulmaya çalışılıyor. Eğer bu alan açık bırakılsa idi çözümsüzlükten dolayı insanlar doğrudan demokrasi, kapitalizm ve yöneticileri sorgulayacaktı. Bu ise dizleri üzerine çökmüş kapitalizmin yerlere serilmesiydi. Bundan dolayı da kendisine bu ortamda “üzerinde yürüyüp iz kaybettirecek” iki temel esas belirledi.

İlki; bilimi öne çıkartmak, Bilim kesimini öne çıkartması ciddi bir şekilde insanların sağlığına kavuşma maksatlı değil bu bir oyalama, aldatma sürecidir. Bu süreç bilgi kirliliğini artırmak, insanların inançları ile yüzleşmesini engellemek, kontrolleri dışında çözüm amaçlı (dini inançlar dâhil) her türlü düşünce ve çalışmaların önünü kesme maksatlıdır. Ki böylece kapitalizmin felaketi olacak, doğabilecek bir taşkınlığın önü alınabilsin, yöneticilere yönelecek oklar bilim kurumlarına yönelsin, insanlığın dikkati o alanda yoğunlaşsın. Dolayısıyla insanlık sıkı sıkıya kapitalistlere bağlı, onların güdümünde olan “bilim kurullarına” teslim edildi.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson; “Bilimin rehberliğinde doğru zamanda doğru adımları atacağız.” dedi. //www.timeturk.com

Eğer musibetten doğan mesele çözülemezse veya uzarsa bunun müsebbibi kapitalizm değil bilim alanı olacaktır. Ki böylece krizlerle boğuşan kapitalizm nizamı gözlerden uzaklaştırılıp daha fazla yıpratılmamış olsun.

Her ne olursa olsun meselelerin çözümü nizamlardan çıkar. Yani kanunların önüne bilim, laboratuvar geçmez. Sosyal alakaları, insanlar arası ilişkileri bilim belirleyemez. Bilim alan itibari ile hukuk yapma yetisine sahip değildir. Bilim hukukun tesiri altındadır ve hukukun yönlendirmesine tabidir.

Bilindiği üzere bilim deneylere tabidir. Onun için de bilim musibet konusunda (hukuk anlamında) kesin bir şey ortaya koyamaz. Ayrıca bilim aklı esas aldığı için incelediği mesele bilimsel olarak ispatlanmak zorundadır. Eline geçen her bilgiyi laboratuvar veya deneye tabi tutmak zorundadır. Depremlere “fay hattı kırılması” demesi gibi. Daha açık bir ifade ile kapitalizmde bilim yaratıcıyı alanına sokmaz. Onun meselelere yaklaşımı deneme yanılmadır. Bundan dolayı da ister musibetten doğan sorunlara çözümler noktasında olsun ister aşı, ilaç için yapılan çalışmalarda olsun konuşulan ve bu yönde açıklananlara bakıldığında bilim kesiminin tezatlarla boğuştuğunu görürsünüz.

Her ne kadar bilim tarafsız deseler de bunun aslı yoktur. Aşıyı bulmak veya tedavi olmak hukuksal olarak düzenlendiği için ancak o hukuk sahiplerinin menfaatleri çizgisinde hareket edecek ve onların isteği doğrultuda aşı veya ilaç bulunacaktır.  Tedavi veya aşı bulunmaz değil fakat bunu bulacak kesim önemlidir. Dünyada öyle bir hegemonya var ki kapitalistlerin onaylamadığı hiçbir buluş, tedavi geçerli sayılmamaktadır. Bundan dolayı da Batıdan gelecek, dünya sağlık örgütünün onaylayacağı bir haber bekleniyor. Umutları tüketmemek adına bulduk, bulacağız, deniyoruz gibi ifadeler havada uçuşuyor.

San Diego’daki Inovio adlı laboratuvarda çalışan bilim insanları yeni virüse karşı aşı geliştirebilmek için yeni tür bir DNA teknolojisi kullanıyor. Şimdilik adı “INO-4800”. İnsanlar üzerinde deneme planlarına yaz başında başlayacaklar. //www.bbc.com

Batıya olan saplantıdan kurtulmadan insan önünü göremez. Bir de bizden örnek verelim. Ara-sıra kulağımıza çalar; falanca kişi ilaç buldu diye. Bakarsınız o kişinin bir daha esamisi okunmaz, piyasadan silini verir.

Kayseri Erciyes üniversitesinden geçtiğimiz yıllarda emekli olan Prof. Dr. Abdullah Çoban, geliştirdiği antibakteriyel bir sıvı ile korona virüsü yüzde 90 oranla yok edebileceğini iddia etti. //www.internethaber.com

Çözüm sürecini yürütmekten aciz, dünya düzeninin avuçlarının arasından kayıp gitmesinden korkan kapitalizm temsilcileri her ne pahasına olursa olsun kapitalizm adına kontrolü elden bırakmak istemiyor.

ABD eski dışişleri bakanlarından Henry Kissinger,Wall Street Journal için kaleme aldığı makalede; liberal dünya düzeninin korunması gerektiğine vurgu yaptı. Ortaya çıkan siyasi ve ekonomik kargaşanın, nesiller boyu sürebileceği uyarısında bulundu. Kissinger, “Bu krizi çözmek için yapılacak herhangi bir hata, dünyayı ateşe verebilir.” ifadesini kullandı. Çözüm için küresel işbirliğinin gerekliliğine dikkat çekti. Salgına karşı küresel dayanıklılığı destekleme (aşı vs.), dünya ekonomisinin yaralarını sarmak için mücadele ve liberal dünya düzeninin ilkelerini koruma.” dan bahsetti. //www.trthaber.com

İkincisi de siyasi korkunun yanında kaos, açlık ve krizlerle tehdit etmek. Onun için kapitalist ülkelerde ilk görüntüler; silah satın alımı için oluşturulan kuyruklar, hastanelerdeki, sokaklardaki korkunç görüntüler, yağmalamalar, ölü ve hasta sayılarının günlük bilançoları ekranlardan düşmemektedir. Hele yöneticilerin medya karşısına çıkıp ölüm ve hastalık konusunda korkunç rakamlar telaffuz etmeleri insanları daha da tedirgin ediyor. Şaşkın şaşkın neler döndüğünü anlamaya çalışan insanlar karamsar, umutları kırık, korku içerisinde, maskenin arkasında, evlere tıkılmış bilim kurulundan gelecek esneklik ve önerileri bekliyorlar.  

-Kapitalizmde insanlar sorunlarla yaşamaya bağışıklık kazanana kadar çözüm sürecini uzatmak bir prensiptir. Bu süreçte telkinler, hayata geçirilmeyen bir sürü vaatler veya felaket tellallığı yapılır.

-“Kısa vadede musibetten doğan sorunlar bitmeyecek, yeni dalgalar geliyor bu gibi musibetlerle yaşamaya alışın” vurgusu bağışıklık kazandırılmak istenen hususlardır.

-“Kapitalizmle beraber kalın, ekonomik hayatınıza geri dönün (çalışın), kapitalizmin temsili görevlileri bilim kurullarının önerilerine uyun” telkinleri de bu yöndedir. Bir müddet sonra bakmışınız ki insanlar artık o sorunlarla yaşamaya alışmış ve farkında olmadan bağışıklık kazanmıştır. Sömürünün içselleştirilmesi, zulmün sıradanlaşması gibi…  

Görüldüğü üzere kapitalistlere göre mesele insani değil mesele ihtiyaç ve kaynaklardır. Onun için bugünün sorunu ancak rant amaçlı, kapitalistlerin cebini dolduracak, yüzlerini güldürecek milyarlarca aşı üretimi ile aşılabilir. Dolayısıyla kapitalizmde krizler ve sorunlar “üretimin artırılması” ile çözülebilir. Bunun içinde önce beslenip hayat buldukları ekonomi krizlerden kurtarılmalıdır.   

Evet, şu ana kadar kapitalizmin insanı insan yerine koyup insanlık için sağlıklı bir çözüm sunumu yoktur. Demem odur ki kapitalizmi kurtarmak adına insanlık toplu mezarlara daha çok gömülecektir.  Ta ki buna birileri dur diyesiye kadar. Bunu da İslam’dan başka bir sistemin gerçekleştirmesi mümkün değildir.

-İslam’ın getirdiği çözümler ayrıca detaylı bir şekilde ele alınması gereken konulardır. Özetle; İslam insana en üst sevide değer vermiştir. Ayeti kerimede Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu:

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ
      “O Allah’tır ki, sizi yeryüzünde halifeler yapmıştır…” (Enam 165)

Allah’u Teâlâ bu derece değer verdiği varlığın her türlü ihtiyaçlarını giderecek gerekli olan tüm imkânları da sunmuştur. Şu da eksik denecek hayatta bir şey yoktur.

İslam insan ihtiyaçlarını kriz öncesi veya kriz sonrası diye ayırmaz. Yine İslam insanların musibet öncesi veya musibet sonrası problemleri diye de ayırmaz. Ancak musibetten doğan hasarı kısa sürede, gücü nispetinde tedavi etmeye çalışır. İnsana insan olarak baktığı için insanın temel ihtiyaçları ve bunların temini ile alakalı hukukunu baştan ortaya koymuştur.

İslam fert için yaşam garantisi ve refahın mümkün olanı gerçekleştirmeye çalışırken toplumun üzerinde bulunması gereken konumu kıstas olarak ele almaktadır. Bunun için İslam devlet kanunlarında kendi fertlerinin yiyecek, giyecek ve mesken gibi tüm temel ihtiyaçlarını toptan karşılaması gerektiğini ifade eden Şer’i hükümler vardır… (İs. İk. Nizamı. T. En Nebhani s.55)

İslam’da sağlık hizmetleri alabilmek için sigorta diye bir kavram yoktur. Devlet insanların sağlık, eğitim, emniyetinden sorumludur ve sağlık hizmetinde hiçbir kısıtlamaya gitmeden tebaasına ücretsiz sunar. Bunun için gerekli altyapıyı hazırlar, üzerine düşen görevi yerine getirir.

Musibetler anında ibadetlerin nasıl yapılacağı, toplumun nasıl korunacağı, dayanışma, devletin tebaasına karşı neler yapması gerektiği konular ayrı ayrı Şer’i hükümlerle ortaya konmuştur.

Geçmişte olduğu gibi İnşallah yakında kurulacak olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti ile İslam, hem insanlığın musibetlerden doğan meselelerine çözüm getirip insanlığa olduğu değeri verecek, hem de insanlığı değersizleştiren kapitalizm belasından sadece Müslümanları değil, tüm insanlığı kurtaracaktır. Çünkü İslam insanlığı kurtarmak için vardır ve insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkartmak için gelmiştir. Allahu Teala şöyle buyurdu:

هُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِه۪ٓ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Hadid 9)

Ayrıca...

batinin-islam-ummeti-kavramini-parcalama-plani

Batının “İslam ümmeti” kavramını parçalama planı

İslam ümmetinin farklı bir özelliği vardır. O da kavim, dil, ırk, meşrep farkı gözetmeksizin İslam …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir