Home / News / YAZARLAR / Mehmet Yıldız / Bugün değilse ne zaman ey müslüman

Bugün değilse ne zaman ey müslüman

“İnsanlara öyle aldatıcı seneler gelecek ki, o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlü olanlar da yalanlanacaktır. Hainlere güvenilecek, güvenilir kimseler ise hain sayılacaktır. İşte o zaman Ruveybida konuşacaktır.” Denildi ki: “Ruveybida da nedir?” Buyurdu ki: “Kamunun işleri hakkında söz sahibi olan değersiz adamdır.” (İbn Mâce)

Evet, bugün değilse ne zaman birlik olacak Müslümanlar?

Bir kişiyle başlayıp kırk kişiyle meydan okuyan, az sayıdaki iman etmiş Müslümanlarla hicret eden, Ensar ve Muhacir ile devleti kuran bir Peygamber… Ona ve getirdiğine iman ettiğini söyleyen, “Biz de onun ümmetiyiz.” diyen Müslümanlar… Aradan yüzlerce yıl geçti. Peki, nerede sizin devletiniz?

Dilimizle söyleyip kalben tasdik ettiğimiz İslam, hayatımızda neden yok? Bunda bir gariplik yok mu? Bunun sebebi, amellerimizde olduğu gibi akidemizde de taklide düşmüş olmamızdır. Kendisinde hayat fışkıran İslam, bugün hayatı etkilemiyor.

Öyleyse gerçeği görme zamanı gelmedi mi? İnsan, hayat ve kâinat üzerinde tefekkür ederek sahih akideye ulaşmak gerekmez mi? Zilletten kurtulup izzete kavuşmak için İslam akidesinin emirlerini yerine getirmek gerekmez mi? Bu emirler ise ancak İslam akidesinin hayata hâkim olmasıyla tam anlamıyla uygulanabilir.

Müslümanlara İslam’ın şartlarını anlatanlar, bu şartların nasıl hayata geçirileceğini neden anlatmıyorlar? İslam akidesinin hâkim olması gerekir ki İslam’ın hükümleri tam anlamıyla uygulanabilsin. Asıl gayesinden uzaklaştırılmış bir ümmete, sanki İslam’ın şartlarından başka hiçbir sorumluluk yokmuş gibi bir anlayış empoze edilmektedir.

Hâlbuki bu şartları koruyacak olan, farzların tacı olan ve İslam’ı temsil eden Hilafet Devleti’dir. İslam’ın hükümlerinin bütünüyle uygulanabilmesi ve korunabilmesi için İslam Devleti vazgeçilmezdir.

Bugün değilse ne zaman ey Müslümanlar?

Müslümanın hayatında İslam yoksa; gülmesi, eğlenmesi ne içindir?

Gerçekte bir Müslümanın kızması da sevinmesi de ancak Allah için olursa değer kazanır. Bugün Müslümanların hayatına da amellerine de münker hâkim durumdadır. Münkerden uzak durup marufu emredecek Müslümanlar nerede?

Bugün Müslümanlar birbirlerinin ayıplarını örtmeleri gerekirken maalesef birbirlerini çekiştirerek güçlerini kaybediyorlar. Oysa bir Müslüman, din kardeşinin ayıbını örterse Allah Teâlâ da onun ayıbını örter.

Evet, bütün insanlar günah işlemeye meyilli yaratılmıştır. İnsan günah işler, sonra tövbe eder ve Allah onu affeder. Fakat bugün Müslümanlar, asıl düşmanlarıyla beraber olup kendi kardeşlerine düşmanlık etmektedirler. Bugün Müslümanlar, kendilerini koruyacak ve İslam’ı tatbik edecek devletleri olmadığı için zillet içerisindedirler.

Gerçekte bütün münkerleri engelleyecek olan devlettir. Çünkü devlet; yaptırım ve caydırıcılık gücüne sahiptir. İslam’ı temsil eden devlet bulunmadığı için şeytan insanları şaşırtmış ve hayatın her alanında İslam’ın yerine beşerî sistemler hâkim olmuştur.

Günümüzde münker o kadar yaygınlaştı ki neredeyse marufu emreden kimseler kalmadı. Çünkü münkeri işleyenler de Müslümanlardır. Kim kime marufu emredecek, kim kimi münkerden nehyedecek? Hani derler ya; “Hancı sarhoş, yolcu sarhoş.”

Bugün camide namaz kılan Müslüman öyle bir cehalete düşmüş ki camide namaz kılarken aynı zamanda şeriata karşı olduğunu söyleyebilmektedir.

Hani şöyle bir söz vardır: “Kendi gözündekini görmeyen, başkasının gözündekini ok sanır.”

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir öfkeye sebep olan bir davranıştır.”

İşte bugün Müslümanların sözüne de özüne de güvenilmiyor. Müslümanlar güvenilir olma vasfını kaybediyorlar. Oysa Müslüman; elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir.

Bugün Müslüman, şeytanın oyuncağı hâline gelmiş; emr-i bil maruf ve nehy-i ani’l münker yapmak yerine bizzat münkerlerle meşgul olmaktadır. Bunun için de maalesef bugün değer verilenler, münker işleyenler olmuştur.

Ebu Hüreyre (ra)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki kişi, malını helalden mi yoksa haramdan mı kazandığına aldırmayacaktır.”

Peygamber Efendimiz (sav), kıyamete yakın yaşanacak ahlâkî ve sosyal bozulmalara dikkat çekmiş; ümmetini fitnelerden sakınmaya, sünnetine sımsıkı sarılmaya ve ibadetlere devam etmeye teşvik etmiştir.

Bir başka hadiste de şöyle buyrulmaktadır:

“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar doğrulanacak; güvenilir kimseler hain sayılacak, hainler ise güvenilir kabul edilecektir.”

Aynı zamanda bu dönemde helal kazancın, dürüst dost ve arkadaşın ne kadar kıymetli hâle geleceğine de dikkat çekilmiştir.

Biz hep yapılmaması gerekenleri yaptık. Yerine getirilmesi gereken farzları başkalarından bekledik. Marufu başkalarına emrederken kendimizi unuttuk. Münkerlerle meşgul olduk. Bütün bu günahları işlerken yine Senin affına sığındık.

Şeytan sözünde durdu; biz duramadık.

Allah’ım! Bizi affet. Şeytan sağımızdan, solumuzdan bize yaklaştı; bizi dünya ile meşgul etti.

Biz Müslümanlar olarak Müslümanları bırakıp kâfirleri dost edindik. Kâfirlerin hadaretinden kaynaklanan ne varsa aldık. Böylece Resûlullah’ın (sav) haber verdiği hadislerin muhatabı olduk.

Hani biz kendimizi bu hadislerin dışında görüyor, bunların muhatabı olmayacağımızı sanıyorduk. Peki şimdi neredeyiz?

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz. Ehl-i kitap da iman etmiş olsaydı elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de vardır; fakat onların çoğu yoldan çıkmıştır.”

Dünya yeniden Mekke dönemini yaşarken, bu ayetlerin muhatabı olan, kınayanın kınamasından korkmayan Müslümanlar; bugün değilse ne zaman birlik olup hak dava için ayağa kalkacaksınız?

Dünya münkerle uğraşırken bize düşen marufu emretmek değil midir?

Biz Müslümanlar olarak dünyanın yeniden Mekke’ye benzer bir hâle gelişini seyretmekle mi yetineceğiz?

Elbette hayır.

İman etmiş Müslümanlar olarak bu zilletten mutlaka kurtulacağız. “Nasıl?” diyenlere diyoruz ki: Resûlullah (sav) nasıl Mekke’den Medine’ye yürüdüyse, biz de onun gösterdiği metot üzere yürüyeceğiz. Çünkü bizim önümüzde yaşayan bir örnek vardır.

“Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız siz de öyle namaz kılın.”

Namazın metodu olduğu gibi, İslamî hayatı yeniden kurmanın da Resûlullah’ın (sav) gösterdiği bir metodu vardır. Bugün de Müslümanlar, Peygamberlerini metot olarak örnek almak zorundadırlar. Doğru metotla çalışmak bizim görevimizdir; netice ise Allah’a aittir.

İslam akidesini bütünüyle koruyup yaşamak, onu hayatın her alanında hâkim kılacak olan Hilafet Devleti’nin yeniden kurulmasına bağlıdır. Aksi hâlde bugün olduğu gibi namaz başta olmak üzere birçok İslamî hüküm ya ihmal edilir ya da eksik uygulanır.

Dünyadaki Müslümanların hâli bunun en açık delili değil midir?

İşte bunun için diyorum ki:

Bugün değilse ne zaman birlik olup Hilafet Devleti’nin yeniden kurulması için çalışacağız ey Müslümanlar?

Mehmet Yıldız

Ayrıca...

Rüzgârin önünde sağa sola savrulan asrin mümi̇n ve müslümanlari

Müslüman olmak, bütün gayri İslami otoriteleri ve rejimleri reddedip İslam’a teslim olmak demektir. Ey iman …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir