Home / News / HABER / YORUM-İKTİBAS / Asıl Suçluyu Arıyor musunuz?
islam devleti default

Asıl Suçluyu Arıyor musunuz?

Kapitalist ülkelerde mevkilerin değeri, gerçekleştirdikleri hizmetler ile hiç bir alakası yoktur. Bu mevki ve makamların değerleri sahip oldukları veya kontrol ettikleri sermaye ile orantılıdır. Sermaye miktarı artıkça o mevkilere olan rağbet artmaktadır. Ancak söz konusu bu mevkilere ulaşmak için yine Demokratik Kapitalist ideoloji gereğince her yol mubahtır.

Ülkenin en üst mevkisine kimlerin geleceği yani hükümetin belirlenmesi için yapılan genel seçimler, bu husustan dolayı kapital düşkünü insanlar için son derece önem arz etmektedir. Dolayısı ile bu mevkiye ulaşmak için bugüne kadar kapitalist siyasetin bütün çirkin yüzleri ile tanışmıştık. Ancak son yıllarda, seküler Demokratik Kapitalist partiler yeni bir siyasi eylem geliştirdiler.

Mağduriyet algısı!

Günümüz parti ve örgütleri, toplumun karşısına kalkınmaya dair projeler ile çıkmıyorlar. Hayatı daha müreffeh bir hale getirmek adına somut vaat ve hedeflerden ziyade, topluma acılar yaşatarak ve bu acılar üzerinden belli parti veya partiler rant devşirmeye çalışıyorlar.

Kitle iletişim araçlarının çok iyi kullanıldığı bu zaman diliminde, söz konusu acılar kullanılarak toplumun algısı üzerinde etkili çalışma yapanlar, bu acıları siyasi bir mağduriyete, mğduriyeti çok rahat bir şekilde seçime oy olarak yansıtabiliyorlar.

Toplumda yankı bulan hiç bir olay yok ki arkasında siyasi bir hesap olmasın. Dolayısı ile tek dertleri, kendi siyasi çıkarları olan Demokratik partiler ve liderleri, halkın acılarını paylaşıyormuş gibi bir takım söylem ve eylemde bulunurlar. İşin hakikatı, her söyledikleri ve her yaptıkları, yaşanan acılar üzerinden siyasi kazanımları elde etmekten başka bir şey değildir.

Öyle bir zihniyet düşünün ki kendini mağdur göstermek için suçu başkasına atmak adına kendi taraftar ya da adamlarına zulmetmekten, onları öldürmekten çekinmeyen zihniyetler türedi.

Analistlerin bir ilkesi vardır. Yaşanan olay kimin işine yarıyorsa, o olayı yapan ondan biridir. Bazen, meydana gelen olayın aleyhine öngörülen taraf, kıvrak bir manevra ile algıyı lehine çevirebilir. Fakat bunda her zaman başarılı olunamıyor. Kendisi aleyhine gelişen toplumsal algıyı değiştirmekten aciz kalan taraf, karşı bir hamle ile kendi lehine bir mağduriyet geliştirme stratejisine başvurabilir.

Dolayısı son yaşanan Ankara’daki katliam ile her taraftan sıkıştırılmaya çalışılan “iktidar” partisinin bu olayın olumsuz etkilerini bertaraf edemezse, korkarım ki kendi mağduriyet duygusunu oluşturmak için başka acılara imza atabilir.

Olayı kimin yaptığı, suçlu bireylerin ortaya konulmasının hiç bir önemi yoktur. Çünkü laik, demokratik devletlerin “legal” kurumları zulümlere ve katliamlara imza attığı gibi aynı anlayış ile hareket eden örgütlerde “terör” eylemleri yapmaktan çekinmezler. Olayın birini biri yaparken diğerini öteki yapmaktadır. Çünkü her türlü katliam ve zulüm, bu tarafların sahip oldukları zihniyetin doğal sonucudur.

Dolayısı ile asıl suçlu, Batı’nın vahşi ve sömürgeci çehresini kendisi ile örttüğü Demokratik nizamdan başkası değildir.

Demokrasi Cezayir’e girdi yüz binler katledildi, Afganistan’a götürüldü yüzbinler katledildi. Irak’a götürüldü milyonlar ya katledildi, ya sakat kaldı ya da muhacir oldu. Bugün, Müslümanların yaşadığı bütün beldelerde yaşanan bütün katliamların tek bir müsebbibi var ki o da demokrasidir.

Demokrasi, Türkiye’ye dayatılmaya başlandığında yine binlerce Müslümünlar katledildi. Cumhuriyet tarihinde demokrasi adına bugüne kadar yapılan katliamların haddi hesabı yoktur. Özellikle Şeyh Said Efendi’nin kıyamından sonra ve bugüne kadar yüz binden fazla Müslüman Kürt katledildi. Sürgünler, zindanlar ve daha nice acılar yaşatıldı.

Bütün bunlar yetmedi, cumhuriyetin ve demokrasinin acı meyvelerine katlanan, fıtratını bu bozuk fikir ve nizamlar ile kirletmeyenleri, onlardan görünen ama yine laik ve demokratik fikirli örgütleri tesis ettiler. Yağmurdan kaçanlar doluya tutulmuştu. Böylece var olan yaralar daha bir derinleşti. Batıl zihniyetli güçler, kendilerine ihale ettiği örgütler aracılığı ile demokrasiye tehdit olabilecek bir halkı daha demokrasinin bataklığına çekmeyi başardılar.

Yüce Allah’tan, Müslümanların bir an önce demokrasinin çirkefliğini görmesini ve onu, hakkettiği tarihin çöplüğüne atmasını diliyorum.

 @Ausalp

Ayrıca...

Kar: Ruhani değil siyasi halifelik

Yıllardır halifeliği savunan Hizbu’t Tahrir’in Türkiye Medya Sorumlusu Mahmut Kar, Hilafetin ruhani değil siyasi olarak …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir