Home / News / HABER / YORUM-İKTİBAS / Türkiye’de Yaşanan Son Patlamalar Ne İfade Ediyor – Abdulkadir Çimen
islam devleti default

Türkiye’de Yaşanan Son Patlamalar Ne İfade Ediyor – Abdulkadir Çimen

Sömürgeci devletlerin kıskacı altındaki Türkiye, son aylarda hiç olmadığı kadar bu devletlerin çıkar çatışmaları arasında kalmasının faturasını en ağır şekilde ödemektedir.

Nitekim 1 Haziran seçimlerinin akabinde yaşanan patlama ve suikastlar neticesinde yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş bir o kadarı da yaralanmıştır. En son olarak 13 Mart’ta Ankara’nın merkezinde yaşanan patlamaların neticesinde ise 37 kişi daha hayatını kaybetmiştir. Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamalarda ise ortak vurgu olarak her zamanki gibi dış mihraklar ima edilerek, “Türkiye, bölgede yaşanan istikrarsızlık neticesinde son yıllarda terör saldırılarının hedefi olmaktadır.”[1] açıklaması yapılmıştır.

Peki, bu gerçekleşen patlamaların asıl amacı nedir? Türkiye hangi sömürgeci devletlerin kıskacı altındadır? Bu patlamaların asıl sebebi iddia edildiği gibi Türkiye’nin Batıya sırtını tamamen dönmesinden ve kendi ayakları üzerinde durmak istemesinden mi kaynaklanıyor? Yoksa yaşanan bu olaylar sadece iç siyasetle alakalı olup sözde “Yeni ve Güçlü Türkiye” konseptinin oluşmasının önünde engel olmak isteyen yerli muhaliflerin bir oyunu mudur? Sorular bu şekilde uzayıp gidiyor… Ancak olayların birbirleri ile doğrudan ve tek bir bağlantısı olduğu açık ve nettir.  O da yüzyıllardır bu topraklarda hâkim olan İslam akidesinden kaynaklanan İslam nizamına sırtlarını dönüp kendi benliklerinden uzaklaştıkları günden bu yana, kendilerinden medet umulan sömürgeci devletlerin kendi çıkarları ve menfaatleri için kamçılarını yöneticilerimizin sırtlarından hiç indirmeyecek olmasıdır.

Bu tek neticeden çıkıp olayların asıl failleri üzerinde tespit yapılması gerekirse, Türkiye’de son yıllarda gerçekleşen bu patlamaların birçoğunun iddia edildiği gibi Türkiye’nin dış siyaseti ile alakalı meseleler ile doğrudan bir ilişkisi olduğu görülmektedir. Özellikle bir türlü devşirilemeyen Suriye Devrimi olayların merkezi konumundadır. Hatırlayalım 11 Mayıs 2013’te Reyhanlı ve Hatay’da iki ayrı bombalı saldırı gerçekleşmişti. Saldırıda 52 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştı. Bombalı araçlarla düzenlenen bu saldırı 2015 Ankara saldırısından sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı ikinci terör eylemi olarak kayıtlara geçmişti.

Bu saldırıdan hemen önce Türkiye’de oluşturulmak istenen algı hükümet tarafınca Suriye’ye yapılacak olan bir askeri hareketin ABD tarafından onaylanması yönünde idi. Hatta bu saldırı öncesi Amerikan kanalı NBC’ye konuşan Erdoğan, “ABD’nin daha fazla sorumluluk alıp daha fazla adım atmasını istiyoruz.”[2]demişti. Kendisi Suriye’deki rejimin kimyasal silah kullandığının kesin olduğunu iddia etmiş, bunun da Obama için bir “kırmızıçizgi” olduğunu hatırlatmıştı. Neticesinde ise askeri müdahale yahut Türkiye’nin ısrar ettiği “güvenli bölge” meselesi bir anda ziyaret sonrasında bıçak gibi kesilmişti. Erdoğan daha sonra bu patlamaların sorumluluğunu Suriye istihbaratına yükleyerek bir süreliğine de olsa Suriye’ye yapılacak olan askeri operasyonun dillendirilmesinden vazgeçmiştir.

20 Temmuz 2015’te yaşanan Suruç patlaması ve 10 Ekim 2015’te Ankara’da yaşanan gar patlamasının sonuçlarını doğrudan Suriye meselesinden ziyade daha çok iç siyasette gelişen olaylar ışığında değerlendirmek daha doğru olacaktır. Nitekim iki patlamanın en bariz özelliği Türkiye’nin seçim atmosferinde olmasıdır. 1 Haziran seçimlerinde mecliste istediği çoğunluğa ulaşamayan AKP’nin, oluşan istikrarsızlığın faturasını halka yıkmak isteği, bu saldırılardan sonraki günlerde halka meydan okurcasına tek başına iktidar olamaz isek bu tip olayların engellenemeyeceği iması, yapılan 1 Kasım seçiminde netice vermiştir. Dolaylı olarak bu iki patlamanın Suriye ile alakası ise hükümetin her iki patlamanın failinin de sınır dışından geldiğini iddia ederek meseleyi sınır güvenliğine dolayısıyla başından belli istemiş olduğu Suriye’de güvenli bir tampon bölgenin gerekliliği meselesine getirmesidir.[3]

Son 3 ayda yaşanan patlamalara baktığımızda bunun Türkiye’nin Suriye meselesinde en büyük müttefiki olan ABD ile bir türlü halledemediği ve gün geçtikçe içinden çıkılamaz bir hal alan mülteci meselesi ile alakalı olduğu aşikârdır.

ABD, Suriye’de işler içinden çıkılmaz bir hal aldığından beri tüm kapitalist ortaklarını bu ülkeye müdahale noktasında seferber etmiştir. Bilindiği üzere Obama’nın dış politika doktrininde sınır dışına askeri operasyon yapılması kendi iç siyaseti açısından bir kırmızı çizgidir. Dolayısıyla Suriye meselesini de bu konseptte değerlendiren Obama, her platformda masada kazanılacak bir zaferden bahsederek Amerikan ordusunu böyle bir müdahaleden uzak tutmayı başarmıştır.

Ancak Suriye muhalefetinin bütün çabalara rağmen devşirilememesi, ABD iç muhalefetinde askeri bir operasyonun gerekliliği noktasındaki baskıların artmasına sebep oldu. Tüm bu baskılardan kurtulmak isteyen ABD yönetimi ise çareyi Rusya’nın askeri operasyonlarına izin vermekte buldu. Nitekim Rusya, IŞİD’i bahane gösterilerek Suriye’deki muhalefeti yıldırmak adına operasyonlarına 30 Eylül 2015’te başlamıştı. Fakat Rusya’nın ABD’nin hedefleri yerine kendine nüfuzunu kontrol altında tutmak için yapmış olduğu saldırılar muhalefeti çözüm masasından uzaklaştıran en bariz etken olmuştur. Tam da bu noktada ABD ile Rusya arasında öncelikler krizi oluşmaya başladı. ABD için öncelik bir an önce muhalefetin belirlenip masaya oturtularak Esad’ın uzaklaştırılması olurken, Rusya tam tersine Esad’sız bir geçişin mümkün olmaması için elinden geleni yapmıştır.

Bu noktada 24 Kasım 2015’te Suriye sınırında Türkiye hava sahasını ihlal eden SU-24 tipi bir Rus savaş uçağının, Türk F-16’ları tarafından düşürülmesi sonucu Suriye olayları farklı bir seyir almaya başladı. Bu olay neticesinde Türkiye-Rusya ilişkileri diplomatik bir krize dönüştü ve Rusya, Suriye meselesi özelinde Türkiye’yi IŞİD ve benzeri örgütlere yardım etmekle itham etti. Hatta Türkiye’de 15-16 Kasım 2015 tarihleri arasında, yani Rus uçağının düşürülmesinden yaklaşık bir hafta önce Antalya’da gerçekleşen G-20 zirvesinde açıklamalarda bulunan Putin “Suriye’de yalnızca Kürtler ve Esad güçleri teröristler ile cesurca savaşıyor.” diyerek ABD’nin masaya oturtmak istediği Suriye muhalefetini yok saymıştı.

Tabii ki bu olayların, 13 Kasım 2015 tarihinde IŞİD tarafından yapıldığı söylenen Paris saldırılarının akabinde gerçekleşmesi de manidardır. Nitekim ABD’nin, Rusya’nın tek başına Suriye’de kontrolü ele alması çok da işine gelen bir mesele değildir. Nitekim Paris saldırılarını bahane eden Fransa da soluğu Rusya’nın eksik bıraktığı alanlarda alıverdi.[4] Arkasından İngiltere Suriye’deki IŞİD hedeflerinin bombalanmasına izin veren tezkerenin parlamentoda kabul edilmesinin hemen ardından ilk hava saldırısını gerçekleştirerek Rusya’nın tek başına Suriye’de at koşturamayacağının mesajını vermiş oldu.[5] Böylece ABD, Rusya’nın karşısına Avrupa devletlerini de koyarak Suriye politikasında bir denge oluşturmuş oldu.

Girift olan meseleler ise bu tarihten sonra ortaya çıkmaya başladı. Rusya ve Avrupa devletlerinin Suriye üzerindeki farklı emelleri, soğuk savaş dönemini aratmayan üsluplar ile birbirleri arasındaki rekabeti tekrar hızlandırdı. Nitekim Suriye meselesinde ABD’nin çıkmazlarını gören Rusya, Ukrayna ve diğer Doğu Avrupa sömürgelerinin intikamını bu yolla almaya kalkarak tahterevallinin bir tarafına da kendisini oturttu. ABD’nin Suriyeli muhalifleri bir masa etrafında toplamaya çalıştığı günlerde Rusya, IŞİD yerine sivil halkı hedef alarak bombardımanlarına devam ederek oluşan mülteci krizi ile hem ABD’yi hem de onu destekleyen müttefiklerini zor durumda bırakmak istemiştir.

Nitekim 12 Ocak 2016’da Sultanahmet Meydanı’nda gerçekleştirilen saldırı bu açıdan mesajın yerine iletilmesi noktasında önemlidir. Yine 22 Ocak 2014 tarihinde düzenlenen Cenevre-2 Konferansı’nda ABD’nin istemiş olduğu çözüme ulaşılamamıştır. John Kerry, Suriye barış görüşmelerinin tıkanmasından Rusya’yı sorumlu tutarak şöyle demiştir. “Rusya’nın çözümün parçası olması ve Esad’ın daha da cesaretlenmesine imkân verecek biçimde bu kadar çok silah ve yardım sağlamaması gerekir. Bu çok büyük bir sorun yaratıyor.” [6]Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius ise Rusya’nın desteği ile Esad rejiminin Halep’te sivillere yönelik zalimce saldırılarını kınadıklarını ve “Esad rejimi ve müttefikleri iyi niyetle hareket etmiyor ve barış çabalarını sabote ediyor.” diyerek John Kerry’i desteklemiştir.

Aynı zamanda Türkiye’ye destek veren açıklamalar yaparak Rusya karşısında Türkiye’nin yanında tavır takınmaları uzletten uyanmaya çalışan Rusya’ya karşı Avrupa devletlerinin vermiş olduğu tepki de manidardır. Türkiye ile Rusya arasındaki bu gerginlikler farklı bir yörüngeye oturmuşken AB’nin Türkiye ile ilişkilerini mülteci krizine karşılık 3 milyar Euro’luk mali yardımın 95 milyon Euro’sunu göndermesi ve vizesiz geçiş için tarih vermesi Rusya’ya karşı Avrupa’nın takınmış olduğu tavrı göstermelik de olsa dışa vurmasına neden olmuştur.

Suriye üzerinde bu gelişmeler yaşanırken Rusya ise tepkisini daha çok Türkiye üzerinden vermeye başladı. Daha önce IŞİD’e yardım ettiği ve IŞİD petrollerinin Türkiye’ye geldiği[7] imasında bulunan Rusya daha sonra ise Suriye’de El Nusra ve Ahraru’ş Şam tarafından kontrol edilen bölgeleye silah taşıyan tırların neredeyse her gün Türkiye’den geçtiğini iddia ederek.[8] Suriye’de kendisini hedef tahtasına oturtan ABD ve Avrupa ülkelerine Türkiye üzerinden mesaj vermeye çalışmıştır.

Nitekim son 3 patlama yani 12 Ocak 2016 Sultanahmet Meydanı’nda, 17 Şubat ve 13 Mart 2016 Ankara’da gerçekleşen patlamaların da bu minvalde değerlendirmesini çok da yadırganmamalıdır. Nitekim yaşanan son iki patlamanın bir diğer önemli yanı da Erdoğan’ın Azerbaycan ziyareti öncesi meydana gelmesidir. Türkiye ile Azerbaycan arasında AB’nin Rusya’ya doğalgaz bağımlılığını düşürecek olan TANAP’ın hızlandırılmasına yönelik anlaşmalar imzalanacaktı. 17 Şubat patlaması ile görüşme iptal olmuştu. Son patlamada ise iptal olan bu görüşme tekrar gerçekleşecekti ama bu da patlama sonucu iptal oldu. Bu yaşanan gelişmelerin hepsi tesadüf olamaz. Bilakis zaten siyasette de tesadüf diye bir şey yoktur.

Yaşanan bu olaylar sadece iç siyasetle alakalı olup sözde “Yeni ve Güçlü Türkiye” konseptinin oluşmasının önünde engel olmak isteyen yerli muhaliflerin bir oyunu mudur? Bu Sorunun cevabı ise gayet açıktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana her kademesinde parmağı olan İngiltere’nin yerli iş birlikçilerinin tek dertleri; ellerinden uçup giden Türkiye’de son kale olan anayasa ve parlamenter sistemi korumaktan başka bir şey değildir.

Bu olanlar İngiltere’nin sinsi bir şekilde perde arkasından olayları takip etmesini ve çıkan bu kargaşa ve karmaşadan faydalanmasını sağlamaktadır. Nitekim Suriye meselelerinde kendi yapamadığını Rusya üzerinden yaparak birinci devlet konumundaki ABD’yi sıkıştırmanın derdindedir. Türkiye’de ise başkanlık sistemi ve yeni anayasa tartışmalarının hararetli bir şekilde yaşandığı günlerde bu tür patlamaların olması en çok onun işine gelmektedir.

Sonuç olarak yaşanan tüm bu patlamalar başta da söylediğimiz gibi, sömürgeci kapitalist devletlerin arasındaki rekabetin bir iz düşümüdür. Olaylar Türkiye’nin Batıya sırtını dönmesi ile alakalı olmayıp tamamen kendi benliğine ve aslına sırtını dönmesinden, İslam akidesi bırakıp kapitalist ABD’nin yörüngesinde kimliğini kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. ABD dünya siyasetinde kendisi kaybetmektense müttefiklerini uçuruma sürüklemeye rıza göstermektedir.

Ancak şunu herkes iyi bilmelidir ki akıtılan her masum kanda, akıtan kadar rıza ve müsaade gösteren de sorumludur.

 

[1]http://www.milliyet.com.tr/teror-orgutleri-en-vicdansiz-yola-gundem-2209214/

[2]http://www.milliyet.com.tr/-suriye-deki-savas-turkiye-ye/dunya/detay/1707770/default.htm

[3]http://www.milliyet.com.tr/erdogan-ve-obama-sinir/siyaset/detay/2091389/default.htm

[4]http://www.islahhaber.net/fransa-dan-rakka-ya-20-hava-operasyonu-50191.html

[5]http://www.aksam.com.tr/dunya/ingiltere-suriyeyi-bombalamaya-basladi/haber-467588

[6]https://zete.com/abd-suriye-baris-gorusmelerinin-basarisizligindan-esad-yonetimi-sorumlu/

[7]http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/12/151203_rusya_isid_analistler

[8]http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/03/04/rusyadan-turkiyeye-cirkin-bir-suclama-daha

@kadircimen06

Ayrıca...

Kar: Ruhani değil siyasi halifelik

Yıllardır halifeliği savunan Hizbu’t Tahrir’in Türkiye Medya Sorumlusu Mahmut Kar, Hilafetin ruhani değil siyasi olarak …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir