Home / News / YAZARLAR / Mehmet Yıldız / GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARININ YAŞADIĞI İSLAM KİTAP VE SÜNNETE UYMAYAN HAYATIMIZ

GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARININ YAŞADIĞI İSLAM KİTAP VE SÜNNETE UYMAYAN HAYATIMIZ

Bismillahirrahmanirrahim

Allahü Teâlâ’ya hamdeder, O’ndan yardım dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah kime hidayet verirse onu saptıracak kimse yoktur. Allah kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim.

Allah’tan korkup kötülüklerden sakınanlara, “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulduğunda, “Hayır indirdi.” demişlerdir.

Bu dünyada iyi işler yapanlara güzel bir mükâfat vardır. Elbette âhiret yurdu daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu ne hoştur! (Nahl, 30)

Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz. (Nahl, 97)

BATIYA GİTTİM, İSLAM VAR; MÜSLÜMAN YOK.

DOĞUYA GİTTİM, MÜSLÜMAN VAR; İSLAM YOK

“Bugün yaşanan İslam, Kitap’taki İslam’a uymayan İslamdır.” Bugün yaşanan İslam, heva ve hevese göre yaşanan bir İslam olmuştur.

Şeytan sözünde duruyor, ama insan durmuyor.

İblîs dedi ki: “Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki ben de onları saptırmak için Senin doğru yolunun üstüne oturacağım.” (A’râf, 16)

“Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve Sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.” (A’râf, 17)

Allah buyurdu:

“Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki onlardan kim sana uyarsa sizin hepinizi cehenneme dolduracağım.” (A’râf, 18)

Şüphe yok ki şeytan sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman bilin. Çünkü o, kendisine uyacakların yakıcı ateşin mahkûmlarından olmaları için çağrıda bulunur. (Fâtır, 6)

İnkâr edenler için çetin bir azap vardır; iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlara ise bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. (Fâtır, 7)

Peki, bize ne oldu da böyle olduk, zillete düştük?

“Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunan hâli değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.”

Öyleyse biz neden düşmanımız olan şeytanı tanıyamadık ve ona fırsat verdik? Şeytanla nasıl dost olduk?

Şeytan bize Allah korkusunu unutturdu, biz de utanmayı unuttuk. Yalanlar, masallar ve hikâyeler hâline geldi. Ayıp olan haram fiiller özgürlük olarak görülmeye başlandı. Allah Celle Celâluhu’nun vermiş olduğu adalet kavramının yerini doğallık, haksızlık, kurnazlık ve sadakatsizlik aldı. Câhillik, özgüven olarak görülmeye başlandı.

Özgüvenle beraber utanmayı, arı ve hayâyı kaybederek imana zarar verdik. “Utanmazsan istediğini yap.” Nihayet iman kaybolunca her şey normal hâle geldi ve bütün değerler ile sınırlar ortadan kalktı.

Bir toplumda iman değeri kaybolunca yerini cehâlete bırakır. Câhil bir toplumda ise haklı olanlar değil, çoğu zaman sesini yükseltenler haklı kabul edilir.

Mahremiyet yok olur. Nihayet bütün değerlerin yok olduğu bir toplumda mahremiyet bile pazarlık konusu hâline gelir ve bu durum özgürlük ve medeniyet kavramlarıyla süslenir.

Evet, erkek erkekle, kadın kadınla halvet oldular. Cehâlet tortuları aileleri bitirdi. Baba oğluna, “Erkektir, ne isterse yapar.” dedi. Anne kızına, “Annen ezildi, sen sesini çıkar, ezilme, boyun bükme. Ben yaşayamadım, sen yaşa.” dedi. Böylece aileler parçalandı.

Evet, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Utanmıyorsan dilediğini yap.”

İşte bugün iman bir kaybolduğunda bütün kutsal değerler de kayboluyor ve yerini cehâlet alıyor. Böylece şeytanın tuzağına düşülüyor; bugün yaşanan da budur.

“Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.” (A’râf, 17)

İSLAMIN İLK NESLİ VE BUGÜNKÜ MÜSLÜMANLAR

Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenlerdir, sonra da bunları takip edenlerdir.”

İmrân (radıyallahu anh) dedi ki: “Kendi asrını zikrettikten sonra iki asır mı, üç asır mı zikretti bilemiyorum.”

“Bu sonuncuları takiben öyle insanlar gelir ki, kendilerinden şahitlik istenmediği hâlde şahitlikte bulunurlar. Onlar ihanet içindedirler, itimat olunmazlar. Nezirlerde (adaklarda) bulunurlar, yerine getirmezler. Aralarında şişmanlık zuhûr eder.”

Bir rivayette şu ziyade vardır:

“Yemin talep edilmeden yemin ederler.”

(Buhârî, Şehâdât 9; Fezâilu’l-Ashâb 1; Rikak 7; Eymân 27; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe 214, 2535; Tirmizî, Fiten 45, 2222; Şehâdât 4, 2303; Ebû Dâvûd, Sünnet 10, 4657; Nesâî, Eymân 29.)

“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslüman olarak can verin.” (Ali İmran 102)

“İman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.” (Ra’d, 28)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin, sizi başarıya ulaştırsın ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzap 70-71)

Peygamber’in Sallallahu Aleyhi ve Sellem kıyamet günü Rabbine şöyle şikâyetini ifade edeceği bildirilmiştir:

“Rabbim! Şüphesiz kavmim bu Kur’an’ı ihmal edip büsbütün terk ettiler.”

Sanki bu ayet günümüzden bahsediyor. Çünkü bu ayet, kavminin, ümmetin Kur’an’ın hükümlerini uygulamayı bıraktığını, ondan yüz çevirdiğini ve onu bir kenara attığını ifade eden derin bir üzüntü ve sitemi yansıtmaktadır.

Dünyaya hükmedenlerin ekseriyeti münafıklardır; inanmış görünen, fakat gerçekte inanmayanlardır. Kitaba yemin ederler, fakat Kitapsız iş yaparlar. Bunlar, münafıklar gibi dini sömürmektedirler.

İşte yaşadığımız çağda Müslümanların vakası ortada değil mi? Müslümanların hâli ortadadır. Hayat tarzımız, Kitap ve Sünnette geçen nasslara uymamaktadır. Müslümanların dilleri İslamî, yaşam tarzları ve amelleri ise gayri İslamîdir.

Sanki İslam hiç hayatlarına karışmıyormuş gibi yaşamaktadırlar. Allah var deyip yokmuş gibi yaşamaktadırlar.

Resûlullah, “Rabbim! Kavmim bu Kur’an’a büsbütün ilgisiz kaldılar.” dedi.

Müslümanların içtimai hayatlarında küfür fikri olan demokrasi hâkimdir. Evet, yalnızca amelleri karışık değildir; itikatları da bulanıktır. Çünkü tağutu inkâr edemeyenler, küfür ile muhakeme olunmaktadır.

İşte bugün Müslümanlar günahlarından dolayı zilletten kurtulamıyorlar.

Şu anlaşılıyor ki kendilerini İslam’a göre değil, İslam’ı kendi anlayışlarına göre yorumlamaktadırlar. İslam’ı kendi düşünce ve fikirlerine göre şekillendirmektedirler. Nefislerine hoş gelenleri helal, gelmeyenleri haram olarak görmektedirler.

“Biz her günahı yapalım, nasıl olsa Allah Celle Celâluhu affeder.” anlayışı hâkimdir.

Hz. Yusuf’un kardeşleri gibi düşünüyorlar. Hani Hz. Yusuf’un kardeşleri ne demişlerdi?

“Yusuf’u öldürelim, sonra tövbe ederiz.”

Bugün de Müslümanlar aynı konumdadırlar. Sanki Allah Celle Celâluhu’ndan affedileceklerine dair garanti almışlarcasına günah işlemektedirler. Günahtan kurtulmaya çalışmadıkları gibi günahta ısrar etmektedirler.

İşte bunun için diyorum ki:

NEREDE BU İSLAM, NEREDE BU MÜSLÜMANLAR?

Nerede bu İslam ve Müslümanlar diye araştırdım. Batıya gittim, İslam var, Müslüman yok. Doğuya gittim, Müslüman çok, İslam yok.

Sonra İslam’ı Kitap ve Sünnette buldum. Nerede zillete düşmüş bir toplum gördüysem Müslüman olduğunu söyleyenleri de gördüm ve dünyanın her köşesinde İslam’dan uzaklaşmaları sebebiyle zillette olduklarını gördüm.

Ama maalesef gördüğüm Müslümanların da Rableriyle alakalarını kestiklerini, nefisleriyle akideleri arasındaki bağı kopardıklarını gördüm.

“Bayağı arzularını tanrılaştıran kişiyi gördün mü? Şimdi sen, bu adamı da doğru yola getirmekle yükümlü olabilir misin?” (Furkan, 43)

İçtimai hayatlar tamamen İslam’dan kopmuş; hayatları da yaşam tarzları da hiç Kitap ve Sünnete uymuyor.

Allah Celle Celâluhu var diyorlar, yokmuş gibi yaşıyorlar.

“Yoksa sen onların büyük çoğunluğunun gerçekten senin davetine kulak verdiklerini yahut doğru dürüst düşündüklerini mi sanıyorsun? Aksine onlar, başka değil, bir hayvan sürüsü gibidirler; hatta tuttukları yol bakımından daha da sapkındırlar.” (Furkan, 44)

Hevâ ve hevesinden konuşmayan ve konuştuğu her şeyin İslam’a uygun olduğuna inandığımız, iman ettiğimiz vahiy olduğunu bildiğimiz Kur’an’ın bahsettiği Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yukarıdaki hadisi sanki bugün için söylemiş ve ümmeti tarif etmiştir.

Bugün içi boşaltılmış ümmet kavramı, Peygamber’in ümmetinden olduğunu söyleyip de Kur’an ve Sünnetin getirmiş olduğu şeriat kavramına düşman olanları da kapsamaktadır. Namaz kılıp oruç tutanlar, Allah’ı hayatlarına karıştırmamakta; dinin bir kısmını alıp bir kısmını kabul etmemektedirler.

İşte bugün yaşanan hayat bu değil mi?

Müslümanların zillet içerisinde olmaları, İslam’a muhalif yaşamalarındandır. İşlerine geldiği şekilde İslam’ı kabul etmelerindendir.

Aşağıdaki ayet, bugün bu hayatı benimseyenlerin durumunu izah etmektedir:

“Yoksa Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine maruz bırakılır. Ve Allah yaptığınız şeylerden gâfil değildir.” (Bakara, 85)

Bugün Müslümanların niçin zillette olduğunu bu ayet açıklamaktadır.

Bugünün Müslümanları milliyetçi, kavmiyetçi ve vatancı olduklarını söyleyerek nasıl ümmet olabilirler?

Eğer ümmet olsalardı, yeryüzünde yaklaşık iki milyar Müslümandan, yani ümmetten bahsederdik.

Allah’ın lanetlemiş olduğu Yahudi varlığı, bizim kardeşimiz dediğimiz Gazze’yi yok ederken Müslümanlığın ve ümmetçiliğin nasıl bittiğini gördük. “Neme lazım.” diyen milliyetçi, kavmiyetçi, vatancı ve hatta lanete uğramış kavme sahip çıkan Müslümanları gördük.

MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ SATILMAZDI

Hani bir söz vardır ya:

“Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz.”

Galiba bu söz bugün için geçerli değildir. Çünkü bugün bırakın salyangozu, gayri İslamî ne varsa satılmaktadır.

Bu söz galiba İslam’ın ilk yıllarına aittir. Çünkü o gün Müslümanlar, yukarıdaki hadiste geçenlerdi. Allah onlardan razıydı, onlar da Allah’tan razıydılar.

Bugün Müslümanların hâlinden ne Allah razıdır ne de Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem razıdır.

Bugün Müslümanların hayatlarında tamamen küfür hükümleri hâkimdir ve Müslümanların bir kısmı bundan rahatsız olmamaktadır. Rahatsız olanları tenzih ederim. Çünkü rahatsız olanların, Allah Celle Celâluhu’nun Âl-i İmrân 104. ayette buyurduğu gibi olmaları gerekir.

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten meneden bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104)

Ancak küfürden rahatsız olup kurtulmak için çalışanlar, tağutu inkâr etmek için mücadele edenler kurtuluşa ereceklerdir.

“Ben de Müslümanım.” deyip küfrün yanında duran, tağutu inkâr etmeyen, tağutla muhakeme olan ve küfrü savunanlar da vardır.

Tağutu inkâr edenler ise elbette kurtuluşa erenlerdir.

Müslümanlar bir binanın duvarları gibi olmalıdır.

“Mü’min, mü’mine karşı, parçaları birbirini tutan bir bina gibidir.”

Ferdî Müslüman kalamaz; mutlaka İslam cemaatinin bir uzvu olmak zorundadır. Hiçbir Müslümanın bu düşünceye ve faaliyete karşı olmaması gerekir.

Bugün Müslümanlar Allah’a inanırlar ama emirlerine uymazlar. Kur’an’ı en güzel Dâvûdî sesle okumaya çalışırlar, fakat Kur’an’da söyleneni anlamazlar.

Peygamber’i sevdiklerini söyler, ismi geçince salât ve selam getirirler; fakat onu rehber edinmezler.

Şeytanın düşman olduğunu söylerler ama kendilerine rehber ve dost edinirler.

Cennete gitmeyi isterler ama oraya layık olacak işleri yapmazlar.

Cehennemden korktuklarını söylerler ama oraya gitmek için özel gayret sarf ederler.

Ölümün hak bir gerçek olduğunu söylerler ama ona hazırlıklı olmazlar.

İnsanların ayıplarıyla uğraşır, kendi ayıplarımızı görmezden geliriz.

Allah’ın verdiği bunca nimeti tüketir ama şükretmeyi bilmeyiz.

Ölüleri gömeriz ama bir gün bizim de gömüleceğimizi düşünmeyiz.

Onun içindir ki bugün Müslümanlar, kendilerinin yapmadıklarını başkasına tavsiye ediyorlar. Hep bir başkasından beklemektedirler.

Bugün İslam dünyanın hiçbir yerinde hayata hâkim değildir. Müslümanların üzerine farz-ı ayn olduğu hâlde kimse bunun için çalışmıyor ve öldüğünde cenneti bekliyor.

Hani Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim bir halifeye biat etmeden ölürse cahiliye ölümü üzere ölmüş olur.”

Bu hadisi derin düşünün. Sahabenin hayatına bakın. Halifelerin ölümlerinden sonra bu hadis hakkında nasıl davranmışlar, bunu düşünün.

Bunun için diyoruz ki:

İslam devletsiz yaşanmaz. İslam’ın emir ve yasaklarının yaşanması, İslam’ın hâkimiyetine bağlıdır.

İslam’ın ilk yıllarında olduğu gibi, o gün Müslümanlar horlanıyor, taşlanıyor ve öldürülüyordu. Ama bugün Müslümanlar çok rahat yaşıyorlar. Kimsenin işine, aşına karışmıyorlar. Küfür Müslümanlardan razı, Müslümanlar da küfürden razı şekilde geçinip gidiyorlar.

Bu rahatlığın bir acısı, hesap gününde çok acı olacaktır. Orada rahatsız olacaklardır. Çünkü küfre rıza, küfürdür.

ÜMMETİN MAYASININ BOZULMASI

Evet, sütü temiz olan ümmetin mayasını bozdular.

Yaklaşık 1300 sene İslam’la yoğrulmuş bir toplumun mayası, Batı ideolojileriyle bozuldu.

Bugün Müslümanların İslam’ın hâkim olmasıyla bir dertleri yoktur. Aksine, Müslüman olduğunu söyleyen, namaz kılan Müslümanlar bile İslam’ın hâkimiyetine karşı durmaktadırlar.

Çünkü yaklaşık yüz senedir insanların beyinleri küfür fikirleriyle şekillendirildi. Fakat Allah Celle Celâluhu böyle bakmıyor:

“Kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken melekler, ‘Ne halde idiniz?’ derler. ‘Biz yeryüzünde ezilmiş kimselerdik.’ diye cevap verirler. ‘Allah’ın yeri geniş değil miydi ki oralara göç edeydiniz?’ derler. Onların yeri cehennem. O ne kötü bir dönüş noktasıdır!” (Nisâ, 97)

Ey Müslümanlar!

Gerçeği görme zamanı gelmedi mi?

Zilletten kurtulma zamanı gelmedi mi?

Daha ne zamana kadar bu zillet devam edecek?

“Kaderimiz böyle.” deyip oturacak mıyız?

Şunu bilin ki kader, küfre boyun eğmek değildir.

Dünya artık bu gerçeği görürken siz Müslümanlar görmüyor musunuz?

Dünya Hilafete muhtaç değil midir?

Hilafet olmadan, Allah’ın kanunları olmadan adalet olmuyor.

Allah’ın adaleti için çalışmayanın cenneti hayalden öte geçmez.

Siz câhiliye hükmüyle ölmek mi istiyorsunuz?

Bugün insanlığın, özelde Müslümanların geldiği hâle bakın. Zilletten rahatsız olmuyorlar.

Küfre rıza küfürdür; küfrün gideceği yer cehennemdir.

İnsanlık, İslam’ın nurlu yollarını bırakıp küfrün karanlık yollarına koşmaktadır. Şeytan, gittikleri yolu ve bataklığı onlara nurlu ve güzel göstermektedir.

Şunu bilin ki şeytandan arkadaş ve dost olmaz. Şeytan ancak cehenneme götürür.

Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

“İçlerinde kötülükler işlenen bir toplumda, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu hâlde seyirci kalır, mücadele etmezse Allah’ın hepsini saran umumî bir bela göndermesi yakındır.”

(Ebû Dâvûd, Tirmizî)

Bugün Müslümanlar iki milyardan bahsederken Gazze’de kardeşleri yok edilirken bu belayı def edemiyorlar mıydı? Güçleri mi yoktu?

İşte hadis bugünleri düşündürmektedir.

Evet, Müslümanların problemi çok büyüktür. Fakat bu problem, özellikle âhirete iman edenler için çok daha büyük bir sorumluluk ortaya koymaktadır.

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılığa düşüp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte onlar, evet onlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmrân, 105)

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten meneden bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104)

Evet, kurtuluşa erecek olan ümmet elbette uzaydan gelmeyecek. “Ben Peygamber’in ümmetiyim.” deyip kusurlarına tövbe eden, Allah ve Resûlü’nün davetine icabet edenler olacaktır.

Eğer felahı bulmak istiyorsak, Allah Celle Celâluhu’nu razı etmek istiyorsak böyle bir ümmet olmamız gerekmiyor mu? Çünkü kurtulanların onlar olacağını Allah Celle Celâluhu söylüyor.

Ya Rabbi!

Bizleri kötü sudan, kötü huydan, kötü soydan, kötü sondan ve câhiliye ölümünden koru. Demokrasi denilen, şeytanî düzen olan laiklikten bizleri koru. Müslümanları ikinci Râşidî Hilafet ile şereflendir. Bizlere Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metodu ile çalışma imkânı ver ve çalışanları da kendi rızanla mükâfatlandır.

Mehmet Yıldız
22/01/2026

Ayrıca...

Bugün değilse ne zaman ey müslüman

“İnsanlara öyle aldatıcı seneler gelecek ki, o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlü olanlar da yalanlanacaktır. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir