Home / News / YAZARLAR / Mahmud Gıtal / ÖZÜR MÜ!? YOKSA SİNSİ BİR PROJENİN STARTI MI!?
islam devleti default

ÖZÜR MÜ!? YOKSA SİNSİ BİR PROJENİN STARTI MI!?

ÖZÜR MÜ!? YOKSA SİNSİ BİR PROJENİN STARTI MI!? MahmudGıtal Önce şunu belirtelim ki;kafirler İslam’ınve Müslümanların en azılı düşmanlarıdırlar.Nitekim AllahuTeala şöyle buyurdu: إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُواْ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا“…Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.”(Nisa 101)

İstisnasız bütün kafirler Müslümanların düşmanıdır. Düşmandansa hiçbir zaman hayır ve iyilik gelmez. Onlar düşmanlıkta birbiri ile yarışarak daima Müslümanları zayıflatmak, aralarına fitne tohumları serpiştirmek, güçlerini dağıtmak, topraklarında egemen olmak ve sömürmek için yarışırlar.

Burada İsrail işgalci varlığının özür dilemesinin (!) içeriğini tartışmak istemiyoruz. Çünkü İsrail varlığının telefonda Tayyip Erdoğan’a ne fısıldadığını bilmiyoruz. Ayrıca İsrail varlığı resmi bir beyanatla özrü ifade edecek bir belge de ortaya koymuş değildir. JPost, Netanyahu’nun Erdoğan’dan değil Türk halkından, can kaybına yol açan olası operasyonel hatalar için özür dilediğini ifade etti. Gazete, “Bu da, kamuoyu önünde yüksek sesle yapılan tam bir özür değil. Netanyahu ayrıca, Türklerin istediği gibi gemiyi komutasından dolayı da özür dilemedi” diye yazdı. (http://haber.gazetevatan.com)

Burada Türkiye’nin algısı kamuoyu önünde konuyu özre dönüştürmektir. Türk medyasında zafer havasında verilen haberlerin içeriği de hep bu yöndedir. Düzmece zaferlerle, özrün sarhoşluğunda olanlar önlerinde nasıl bir tehlike olduğunu göremezler. En azından gözlerini açıp bölgeye gelip–gidenleri görselerdi, kulaklarını açıp verilen demeçleri duysalardı kafirlerin ne maksatla bu işe tevessül ettiklerini bir nebze de olsa görme imkanlarına sahip olacaklardı.

Sorgulama toplumda kaybolduğu gibi siyasi, bürokratik kesimde de kaybolmuştur. Ya kişisel politika veyahut ta devlet politikasının akışına teslim edilmiş ilişkiler teslimiyetçi bir ilişkiye dönüşmüştür. Tayyip Erdoğan gibi birileri yüksek sesle dillendiriyorsa bu doğrudur algısı ölçü olmuştur.

Birilerinin soramadığı veya devlet politikasına ters düşer düşüncesine sahip olanların kör kalmak istediği meselelere görebildiğimiz kadarı ile ışık tutmaya çalışacağız.

1-             ABD kriz çözmek için değil bölgede büyük krizler çıkartmak için atak yapmıştır. Tarih boyunca Amerika’nın girdiği hiçbir ülkede problemler çözülmemiş sürekli artmıştır. Çünkü kapitalizm krizlerden beslenir. Bu çerçeveden bakıldığında İsrail varlığının özür dilemesinin zamanlaması, ABD başkanı Obama’nın seçildikten sonra ilk ziyaretini İsrail’e yani Ortadoğu’ya gerçekleştirmesi tesadüf olmasa gerek. ABD dışişleri bakanı Kerry’de seçildikten sonra ilk ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirmiştir. Kısa bir süre içerisinde ABD politikası Ortadoğu’ya kilitlenmiştir.

2-             Türkiye, İsrail, Filistin, Ürdün ve Irak’ı içine alan bu ziyaretler bölgede bir şeylerin olacağının habercisidir.

-Türkiye cephesinden; bölgede devlet dinamikleri etkili olan yapısı ile önümüzdeki günlerde, ABD politikası doğrultusunda önemli görevler üstlenmeye aday bir ülke. Ayrıca bölgede İsrail varlığının güvenip nefes alacağı tek ülke. Bu yönü ile İsrail varlığı ile küs (ilişkiler hiç kesilmemiştir) kalamaz. Şu an sadece Amerikan’ın kendine bölgede biçtiği rolü beklemektedir.

-İsrail varlığı cephesinden; bölgede gerçekleşen değişimler kendisini kaygılandırmaktadır. Daha önceleri denetiminde olan (Mübarek gibi) yöneticilerin tek tek gitmesi, devlet yapılarının tek tek yıkılıp yeniden inşası, Suriye’de yönetimdeki belirsizlik ve İslami taleplerin artması tedirginliğini artırmaktadır. Bölgede kendini güvenceye alacak yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duymaktadır. Onun için Türkiye ile küs duramaz. Netanyahu , “Değişen gerçekler, bölgedeki ülkelerle ilişkilerimizi yeniden ele almamızı gerektirdi. Suriye krizinin sürekli kötüleşmesi en önemli kaygımız.” ifadelerine yer verdi… Özellikle GolanTepeleri’ndeki grupların kendileri için büyük tehdit olduğunu belirten Netanyahu, sınır bölgesini yakından takip ettiklerini ve muhtemel bir gelişmeye karşı cevap vermeye hazır olduklarını ifade etti.(http://www.haberdata.com)

-Filistin cephesinden; Filistin meselesi Müslümanların gündeminden düşmesi için devletleştirilmeli ve arada eritilmelidir. İki devletli çözüm (!) sürecinde sona yaklaşılırkengarantör devlete ihtiyacı vardır. Bu rolü üstlenecek olan ülke ise Türkiye’dir. ABD İsrail varlığının garantörlüğünü üstlenirken Türkiye’de verilen görev gereği Filistin’in garantörlüğünü üstlenecektir.Bu aşamada İsrail varlığı ile Türkiye’nin küs olması düşünülemez.

-Ürdün cephesinden;Ürdün Filistin; Suriye denkleminde yeni gelişmelere gebe. Yakında kurulması düşünülen bir Filistin devleti Ürdün’ün bu günkü yapısını bozacak düzeydedir. Bilindiği gibi Ürdün’de üç milyonun üzerinde Filistinli göçmen bulunmaktadır. Batı Şeria ile Ürdün’ün birleşmesi söz konusudur. Bu doğrultuda Ürdün Krallığı da sona ermiş olacaktır. Belirli bir süreliğine kurulacak olan devletin başkanlığını yürütme görevi verilebilir. Son günlerde huzurunun bozulması da bundan dolayı olsa gerek. Verdiği demeçlerden de gidici olduğun işaretleri yatmaktadır. “TheAtlantic” dergisine konuşan Ürdün Kralı 2’nci Abdullah, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında ağır eleştirilerde bulundu. Kral Abdullah, “TheAtlantic” dergisine verdiği mülakatta, Türk, Mısırlı ve Suriyeli liderleri ağır bir dille eleştirdi.

Erdoğan’ın demokrasiyi bir ‘otobüs yolculuğu’ olarak gören otoriter bir lider olduğunu iddia eden Kral Abdullah, Erdoğan’ın “Demokrasi bir araçtır, bir otobüstür, durağa varılınca, o otobüsten inilir” sözlerine atıfta bulundu.
(http://www.gazeteport.com.tr)

Ürdün Kralı Abdullah, 11 yılın ardından gerçekleştirdiği Batı Şeria ziyaretinde Filistin Özerk Yönetimi (FÖY) Lideri Mahmud Abbas ile baş başa görüştü.Görüşmenin detayları açıklanmazken Abbas, Ürdün’ün ABD ve Avrupa ülkelerini yakın zamanda ziyaret edeceğini hatırlatarak kendilerinin de bir birlik hükümeti kurma konusunda Arap ülkelerini ziyaret etmeyi planladıklarını söyledi.Kral Abdullah’ın ziyareti, Abbas ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı NicholasBurnsarasında yapılan toplantı sonrasında gerçekleşti. Burns, ABD Başkanı Barack Obama’nın bir birlik hükümeti kurulması ile ilgili mesajını iletti…(http://arsiv.salom.com.tr)

Irak cephesinden; daha çok lojistik ağırlıklı gözükse de Suriye olayı etkilemektedir. Suriye daha çok Irak üzerinden nefes almaktadır. Hatta bazı bölgelerin Suriye ile birleşmeleri söz konusudur. Bazı aşiretler Irak hükümetinden desteğini çekerek bölgede milis güçler oluşturmaya başlamıştır. Suriye’deki bütünleşmeyi kırmak için sınırların daha sıkı kontrolü gerekmektedir.

Evet, belki yukarıda bahsettiğimiz hususlar başlı başına birer analiz konusudur. Fakat kısa ve sınırlı özre neden olan asıl nedeni göstermek istedik. İsrail özrü bölge politikasında yeni atılımların ortaya çıkacağının göstergesidir.

Bundan sonra İsrail varlığının korunması Türkiye’ye yüklenilecektir. Filistin konusuna odaklanan Türkiye bölgede barış gücü misyonu ile Suriye, Golan, Lübnan sınırlarına yerleştirilebilir.

Ürdün devleti ortadan kaldırılarak Ürdün’le birlikte bir Filistin devleti kurulabilir. Ki buda Ürdün Krallığının sonu demektir.

Suriye’de planlanan üçe bölünerek kaos ortamını daha da artırmaktır. Müslümanlara bir kısım bölge verilirken, laik kesim için bazı bölgelerin tahsisi ve Nusayri devletinin kurulması planları gündemdedir.

ABD’nin çantasında olan bu planların nasıl yürüyeceği ve izleri bu özür olayı ilintilidir. Dikkat edilirse dizayn edilmesi gereken ülkelerin yapısı askeri yolla değil de politik yollarla yürütülecek gibi gözükmektedir. Yani Amerika Irak veya Afganistan’daki gibi müdahalelere girişme yerine politik girişimler ve bölge ülkelerini (Türkiye gibi) yönlendirme yolu ile yürütmek istiyor. Askeri müdahalenin kaçınılmaz olduğu bölge şu an için Suriye gözükmektedir. Suriye meselesini ise lojistik destek, istihbarat bilgileri katkıları ile Türkiye üzerinden yürütme niyetindedir. Bunu kolaylaştırmak için Irak’ta konuşlanan PKK militanlarının bir kısmının Suriye’ye gönderilmesidir. Suriye İstihbaratı ile bağlantı kuracak PKK Türkiye’nin müdahalesini kolaylaştıracaktır. Nitekim bir kısım PKK’lı Suriye’ye gitmeye başlamıştır.

Başta da belirttiğimiz gibi kafirlerin özrü bile düşmanlıklarla doludur. Bu özrü kabullenmek bölgede olası ABD planlarını kabullenmektir. ABD planları ise İslam’ı ve Müslümanları vurmak üzerine bina edilmiştir. Bu planda yer almak ABD ile aynı suçu paylaşmaktır. ABD’nin maskarası olan yöneticilere ancak böylesi zaferler (!) hoş gelir.  

Onun için İsrail varlığından gelen özür geri adım  attığı  anlamına gelmez. Bu olsa olsa bölgedeki yeni yapılanmalar için ortak olarak Türkiye’yi de yanlarına alma çağrısıdır. Gazze’yi, Filistin’i, Suriye’yi kuşatma çağrısıdır. Bundan dolayı bu özre sevinilmez, zafer havasına girilmez. İsrail varlığı bölgeden sökülüp atılmadıkça hiçbir özrün ehemmiyeti de yoktur.

 

 

Ayrıca...

islam devleti default

KOBANİ ULUSLARARASI GÜCÜN SURİYE’YE GİRİŞ KAPISI MI?

Günlerdir medya, siyasasiler ve devletler Kobani ile meşgul. Batı basınının baş köşesine oturmuş ve Amerika’nın …

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir