Home / News / OKUYUCUDAN / Makale / YAKINDA GÜNEŞ YİNE DOĞACAK İNŞAALLAH.
islam devleti default

YAKINDA GÜNEŞ YİNE DOĞACAK İNŞAALLAH.

YAKINDA  GÜNEŞ YİNE  DOĞACAK   İNŞAALLAH.   “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. İnkarcılar ne kadar istemeseler de, Allah nurunu, dinini tamamlayacaktır.” (Saff 8) Ne Doğudan ne batıdan yine Ortadoğu’dan doğuyor güneş… bir zamanlar 23 milyon kilometre kareye hükmeden, 1920’de yok ettik, kurtulduk dedikleri çınar (hilafet) 1953’ten sonra Ortadoğu’da yeşermeye başladı.

Bu çınar ki kökü miladi 611’de başlayıp 1920’de öldü dedikleri çınar tekrar yeşermeye başladı. Öldü sananlar ise şoka girdiler. Evet, onlar bunları bilmiyorlardı. Onlar Müslümanları değil hilafeti kaldırmışlardı ve işte Müslümanlarda silkindi ve üzerlerindeki tozu attılar. Hemen kendi akidelerini temsil eden kitaba Kur’an’a döndüler. Baktılar ki bu dinin kaynaklarında insanların rabbiyle, nefsiyle, insanlarla olan alakalarını düzenleyen bir din olduğunu gördüler. Birçok ayeti kerimede dünyayı kapsayan amellerle ilgili konular bulunmaktadır. Ve yine o Kitap kurtuluşa götüren ve olması gereken bir partiden bahsediyor:

Sizden hayra davet eden, marufu emreden, münkerden nehyeden bir ümmet (topluluk) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Ali İmran 104)

Bunu okuyan Müslümanlardan bir gurup kendilerinin bu ayetlerin muhatabı olduklarından dolayı ve gayelerini, hedeflerini belirleyip onu yerine getirmek için çalışmaya başladılar. Önce vakıayı tespit ettiler. Ki Müslümanların vakıası herkesçe malum olduğu gibi ortada…            

Bu kitle İslâm ümmetini düşmüş olduğu şiddetli çöküntüden kurtarıp kalkındırmak, küfür fikirlerinden, düzenlerinden  içine düştüğü bu son derece bozuk vakıadan, yuvarlanıp çakıldığı bu  düşük seviyeden, altında yorgun ve bitkin  düştüğü prangalardan İslam Ümmetini kurtarıp kalkındırmayı düşünüyor. Kâfir devletlerin egemenliğinden, sömürgesi/nüfuzundan kurtarmak gayesiyle kurulmuş, kınayıcıların kınamasından korkmayan bir siyasi  parti var artık. İslâm akidesine dayanan, İslâmî fikirleri, hükümleri ve çözümleri benimseyen ve izlediği metodu Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem‘in metodu olan bir partidir. Zira o kitleleşmiş cemaatin yapacağı yukarıda zikredilen ayetin belirlediği iş; -İslâm’a davet, marufu emretmek ve münkerden nehyetmek-, Müslümanların yerine getirmeleri gereken bir farzdır. Bu farz  birçok ayet ve hadislerde de sabit olmuştur. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem  buyurdu ki;

Nefsim elinde olan Zat’a yemin ederim ki, ya marufu emir ve münkerden nehyedersiniz yahut Allahu Teâlâ size azab gönderir. Sonra Allah’a yalvarırsınız, lâkin duanız kabul olunmaz.” (Ahmed b. Hanbel, Ensar, 22212)

İşte bugün bunlar yapılmadığı için ümmetin vakıası bunu göstermiyor mudur?! Onlara göre “Arap Baharı”  bize göre neden İslam baharı olmasın?! Bahardan sonra güneşin bol ve sıcak ve  olduğu değil midir?!

İşte güneş yine doğacaktır inşaallah, güneşin doğması demek her şeyin güneşten faydalanması demek değil midir?! İşte bundan faydalandırmak için bu parti  kurulmuş ve kuruyan ağaç tekrar yeşermektedir. Oysa bu güne kadar çoktan yeşerecekti. Maalesef önündeki engeller, İslam düşmanı olanlar, menfaat ve çıkarlarını gözetenler, yanlış sulamalar ve yanlış metotlar çınar ağacını yeşertmedi. Kalkındırmayı ekonomik olarak ele aldılar, ahlaken ele aldılar ama bunlar yanlış metotlardı. Ancak gerçek kalkındırma fikri olması gerekirken bunu bilemediler  bu yanlış hareketler ümmetin İslami fikrini  öldürmedi ama yaşatmadı da. Çünkü onlar vakıayı düşüncelerine kaynak olarak aldılar ve fikirlerini bununla temellendirmek istediler.

Hastalık tam tespit edilmeden duygusallıkla yola çakılan ilk hareketlenmelerden birisi Kahire’de yaşanır ve Ezher şeyhi Muhammed Ebu’l Fadl harekete geçer. Meseleyi görüşmek için toplanacak Kahire Konferansına hazırlık babından komisyonlar kurulmasını emreder. Ve genel sekreterlik kurulur. Mayıs 1926 tarihinde Kahire’de Hilafet Kongresi tertip edilir. Bu değerlendirme, yeni usül tartışmalarını beraberinde getirir ve İslam ümmetine çağdaş bir tarzda Hilafet kurumunu yenileme yolunu açar. 1926 yılında Kahire’de akdedilen Hilafet Kongresi sonuç itibarıyla başarısız olur. Her ne kadar iyi niyetle yapılsa da mana ve mefhumundan saptırmak için çağdaşlaşma adına neler varsa yapılmaktadır. İslam Birleşmiş Milletler vb. gibi hala  Hilafetin günümüze uyarlanması gibi yazılıp çizilmektedir. Hasan el Benna da halifenin ötesinde Hilafet’i ‘usbetü’l ümem el İslamiye’ şeklinde formüle eder. Bu, daha nice nice fırkalar ve cemaatler bu yolda Hilafet için çalışmışlardı. Bu İslam Birleşik Halkları diyebileceğimiz bir açılımdır. Hasan el Benna bunu hilafetin bir rüknü olan ittihad-ı İslam bağlamında kullanır. Bu formun veya birliğin temsilcisi ise halife olacaktır.

Hedeflerini belirtmeden, bir kısmının niyetleri temizde olsa yanlış metotlarla başarısız olunmuştur. Netice itibariyle; İslâm’la çelişmesine rağmen, var olan vakıayla uzlaştırmak üzere nasslara yüklenemeyecek manalarla İslâm’ı te’vil etmeye ve yorumlamaya kalkıştılar. Vakıadan hükümler çıkardılar, vakıayı İslâm’a  ve hükümlerine uygun olarak değiştirmek için düşüncelerinin konusu yapmadılar. Hani şöyle bir deyim vardır ya; “yarım doktur candan yarım imam dinden eder” derler ya işte bu vakıa aynısıdır. Aynen şunun gibi; demokrasinin İslam’a denk olduğunu, adeta demokrasi olmadan zaten İslam da var olamayacakmış gibi sözler söylemesi çok ağır bir vebal değil midir?!

İşte bunun farkına varan siyasi oluşum   gerçek metotla gerçek sulama yapmaya başladı. Hilafetin mana ve mefhumunu ümmete anlatmaya, İslami hayata dönmeye davete başlayınca herkesi hayrete düşüren yeşerme başladı. Yakında dünya gölgesini görecektir inşaallah.

Tarihler ebetteki delil olmaz vakıalardan da hüküm çıkmaz ama incelenir. Bizde bugünle dünü ebette inceleriz. Birde  bu tarih İslam tarihi olursa hem incelenir hem de hüküm çıkarılır. Çünkü içinde Resul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem vardır. Bütün fetret devirlerinden sonra beklenen olur ya hani her akşamdan sonra sabahın beklendiği gibi Musa’dan (as) sonra İsa (as)’ın beklenmesi gibi. Bugünde işte beklenen gerçekleşecektir inşaallah. Artık beklenen ne peygamberdir ne mehdidir gelecek olan Hilafettir. Çünkü fetret devri bitecektir. İslam’ın sahibi zaten Allah’tır. İşte onun içindir ki bu ağaç ölmedi tekrar yeşermektedir. Kimsede mani olamayacaktır. “Kalk ve uyar”la başlayan, gönderdiği kitapta hiç bir eksik bırakmayan bir din olan İslam, öğünden bugüne kadar hak ve batıl mücadele yapılıp gelmektedir ve kıyamete kadar da bu mücadele devam edecektir. Hak elbette ki dün olduğu gibi bugünde galip gelecektir.

İsa (as)’dan  uzun bir zaman sonra dünyaya gelen son Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem  40 yaşına gelip peygamberlikle görevlendirilince kendisine verilen bu görevi yerine getirmek için çalışmaya başladı. Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Allah Celle Celaluhu’nun kontrolü altında heva hevesinden bir şey katmadan, vahye dayalı olarak gelmiş olduğu toplumun vakasını bilerek uyarmaya başladı. Çünkü bu gelen din dünyayı ve ahireti de kapsayan İslam dinidir. Kur’an’ın deyimiyle öyle bir kavim ki;

“Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah’ın indirdiği Kur’an’dır.” (Yasin 5,6)

Uzun bir zaman fetret devrinden sonra gelen bir Peygamber önce gelmiş olan peygamberlerin devamı gibi olsa da onlardan farklıydı. Getirmiş olduğu mesaj ne kadar aynı da olsa farklı yönleri vardı. Çünkü başta Hatemin Enbiyaydı. Yani son din ve son peygamberdi. Getirmiş olduğu mesajda farklı yanları vardı. akidede bir olsa da getirmiş olduğu şeriat farklıydı. Önceki gelen peygamberler yalnız akidelerinden dolayı bulunduğu kavimleri tarafından dışlanıp öldürülmekteydiler. Çünkü o kavimler batıl da olsa intaçları üzerinden menfaatleri elde ediyorlardı.  İnsanları dinleri adına sömürü vardı. İşte Mekke’de de bu zihniyet hakimdi. Lat , Uzza, Menat adına insanlar her türlü sömürülüyordu ki son Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem geldi . İşte bundan sonra menfaatlerine dokunulduğunu anlayan müşrikler karşı çıktılar.

Gelen vahyler bunu istiyordu, onların hileli ticaretlerine, akidelerine çatmaktaydı. Allah Teala şöyle buyurdu:

“Şimdi sen emrolunduğun şeyi beyinlerini çatlatırcasına bildir ve müşriklerden yüz çevir.” (Hicr 94))

 Evet Mekke’de dikilen ağaç bugün için sulanmaya muhtaçtır. Eğer bu ağaç sulanırsa gölgesini beklemek vacip olur. İşte kurumaya yüz tutmuş bu ağaca 1953’de su verilmeye başlandı. Belirli aşamalardan geçerek vakıaların incelenmesiyle, yapılan bütün işlerin yanlış olduğunun farkına varan bir gurup insan doğru olanı araştırıp gerçekleri görerek ortaya çıktı. Çünkü yapılan iş öyle bir işti ki Mekke’de temeli atılan Medine’de yeşeren  o ağaç ki İslam’dı. Bugüne kadar, ne kadar gayret ve çaba yanlış metot ve üsluplarla bu hale gelmiştir. Yanlış hesap Bağdat’tan döner denir, bugün için Kudüs’ten döndü. İdeolojisi İslâm olan siyasî bir parti kuruldu. Siyaset onun ameli oldu. Ümmet arasında ve ümmetle birlikte, İslâm’ı kendilerine dâvâ edinmeleri ve Hilâfet’in yeryüzünde tekrar ikamesi için; Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyi gerçekleştirmek gayesiyle ümmete önderlik etmeye çalışır oldu. İslâm düşüncesi, onun cisminin ruhu, nüvesi ve hayatının sırrı oldu.

Evet, örnek olan uyulması gereken Resul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem vardı. Allah Teala şöyle buyurdu:

De ki, hakikaten siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın.” (Ali İmran 31)

Peygamber size her ne getirdiyse, onu alın ve her neyden sizi men ettiyse ondan da kaçının.” (Haşr 7)

Geçmiş olan bütün hareketleri incelediler. Baktılar ki; gördükleri akide farklı metot farklı olunca başarı şansı sıfır olan bir dava nasıl başarılı olabilirdi ki. İşte bu kitle bu yanlışları, hataları gördü, araştırdı ve doğru olanı keşfetti.

“Müslümanlar bugün Dâr-ül Küfür’de yaşamaktadırlar” dediler ve Mekke’ye kıyas yaptılar. Mekke’de olduğu gibi Allah’ın indirdiğinden başkasıyla yönetiliyorlar, hükmolunuyorlar. Müslümanların dâr’ı (ülkesi) Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem‘in peygamberlikle gönderildiği zamanki gibi tamamen Mekke dönemine benzemektedir.  Küfür akideleri, fikirleri ve nizamlarıyla fasit inanışlarla, hatalı fikirlerle, yanlış mefhumlarla… Bunların yanlış olduğunu ve İslâm’la çeliştiklerini açıklamak suretiyle, ümmeti bunlardan ve etkilerinden kurtarmak için fikrî mücadele yapmaya başladı. Çünkü bu parti biliyordu ki ayeti kerimede geçtiği gibi;

 ”Bir kavim nefislerindekini değiştirmedikçe, Allah’ta o kavmin halini değiştirmez..” (Rad  11)

Buradan da anlaşılıyor ki bugüne kadar neden başarılı olamadıklarının nedenlerinin başında metot hatası vardı. Kültür çalışması olmamış, kaynaşma hiç yapılmamış kısacası nefislerdekini değiştirme hiç olmamış.

Evet, akli bir akidenin metodu da kendi cinsinden olması lazımdı. O zaman başarı şansı oldukça yüksek olacaktır. Çünkü bu davanın ve dinin sahibi olan Allah Celle Celaluhu’dur. Çünkü bu ağacı diken ve getiren Resul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Mekke’de dikilen ağacın/hilafet gölgesini Medine’de görmüştür. İşte bu vakıayı inceleyen bir gurup insan o gün Mekke’de olmayan Medine’de oluyorsa bugün neden olmasın dediler. Eksik olan  fikirden başka ümmetin uyarılmasından başka ne ola bilirdi. Ve Allah’ın yardımıyla harekete geçtiler. Gayret bizden nusret Allah’tandır dediler.    Bu davanın karşısında olanlar biz bunu öldürmemiştik dediler ve hemen adamlarını devreye soktular. Bütün Müslüman beldelerde engellemek için tüzelliği küfür olan, adları Müslüman olan, fikirleri İslam dışı olan nice cemaatler ve partiler din çağrıştıran söylemlerle kuruldular. Bu gerçek İslami çalışmaların önünde engeller teşkil etsinler diye öldürmeler, hapisler, işkenceler ve birçok planlar çizdiler. Allah’ında bir hesabı vardır. Mesela kargaşalar, savaşlar çıkardılar Müslümanları öldürmekte çok başarılı oldular halada öldürüyorlar. İşbirlikçileriyle  yandaşları bizden gözükseler de onlardandır. Allah Teala şöyle buyurdu: 

Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.” (Bakara 9)

“Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz.” derler.” (Bakara 14)

Başarılı olamadıkları yanlarda çok oldu. Müslümanlardaki İslami fikri  ne yaparlarsa yapsınlar  yok edemediler. İşte o fikirde bugün karşılarına çıktı, yine de ellerinden geleni yapmaktadırlar. İşte 1990  BOB  büyük Orta doğu projesini kurdular. Eş Başkanlarını da Müslümanlardan seçtiler ve ilk icraatları da Afganistan’ı, Irak’ı ve diğerlerini işgale  başladılar. Nedeni ise yeşeren ağacın meyve vermesinden korkmaya başladılar. Çünkü ağaç büyüyor, her gün sayıları artıyor, dünyada genelde Müslümanların yoğun olduğu yerde akidesine uygun metotla çalışıyor.

İşte bugünlerde İslam düşmanları daha da ileri gittiler ve BOP planlarını devreye soktular ve Arap baharı diyerek İslam ülkelerinde karışıklık çıkardılar. Sonra kurtarıcılarını devreye sokarak ayet ve hadisleri tevil etmeye başladılar. İslam’dan uzaktan yakından alakası olmayan birçok kelime ve kavramları İslam’danmış gibi gösterip kendi bekalarının devamını sağlamaya çalışıyorlar. Üslup ve metodu karıştırıp vakıaların değişmesiyle hükümlerde değişir dediler. İslam kültürüyle batı kültürünü karıştırıp demokrasiyi şûraya benzeterek  pazarlamaya başladılar. Tavşan misali tavşana havuç göstermeye başladılar. Vay Türkiye modeli, vay başka modeller önererek Bir batılı başka batılla kapatmaya başladılar.

Elhamdülillah ki Müslümanlar artık uyandı, gerçeği gördü ve düne bakarak bugün zorda olsa hakkı batılı bilir oldu.

Suriye’de modeller tutmadı ve bekledikleri olmuyor. İşte 2 senedir Müslümanlar direniyorlar ve hala hilafet istiyoruz diyorlar. Artık mızrak çuvala girmez oldu. Ilımlı İslam modeli, hoşgörü modeli, dinlerarası diyalog işe yaramaz oldu. Müslümanlar bu önerilerini yüzlerine çarpar oldular. Artık ümmet diktikleri meyvenin (hilafeti) meyvesini hayatlarında görmek istiyor. Korlanan ateşte yemek yemek istiyor. Nerde bizim akidemizin temsilcisi hilafet diyor.

Evet ümmet ne BOP, ne Amerikan modeli, ne de ılımlı İslam istemiyor, artık Hz. Peygamberin getirmiş olduğu İslam’ı istiyor. İşte Suriye Allah’ın yakın nusreti ve izniyle, Şam ehli büyük bir sebat ve kararlılıkla yüce hedeflerine doğru ilerlemektedirler. O hedef ise İslam devleti ve Hilafettir. Kim ne derse desin Onlar ne demokrasi ne başka alternatif istememektedirler ve bunu da mübarek Şam topraklarının her köşesinde dalgalanan Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem‘in sancak ve bayrağıyla ispatlamaktadırlar.

Şu bir gerçektir ki mübarek Şam topraklarında yaşayan bütün  Müslümanlar tek halifenin Allah’ın kitabı ve Resulü Muhammed Mustafa’nın sünnetiyle kendilerine Allah’ın şeriatını uygulayacak, kamil bir hayat nizamı olan ve kendilerine izzet ve kerameti bahşedecek İslam’ın tatbik edilmesine susamışlardır.

Mekke’de doğan, Medine’de yeşeren ve yakın tarih 1920’ye kadar gelen  İslam akidesinin temsilcisi olan, yaptırıcı caydırıcı gücü elinde tutan hilafeti istiyor. Şimdi artık geçmiş tarihte olan değil 23 milyon km kare değil daha fazlasını istiyor. iste dundaki Müslümanların bunu istedikleri daha açık değil midir?! Yıllarca Afrika’daki insanları sömürenler (İslam’ın azılı düşmanı Fransa) bugünlerde yine oradalar. niçin gittiler bir kaç Müslüman hilafet istiyor  diye (Mali’ye) ve başka yerlere?! Sebep olarak hilafetin istenmesidir.

Açık ve net söylüyorum ki; ne yasaklar korsa koysunlar ne oyunlar oynarlarsa oynasınlar artık ümmet İslam’ın temsilcisi olan hilafeti istiyor. İstedikleri kadar Tayyiplerle, Mursilerle, Gannuşilerle tuzaklar kursalar da, önlerine Atatürk’ün vasiyeti diye sahte hilafeti de getirseler de ümmeti durduramayacaklardır. Bakın Suriye olaylarında kafirler neler diyor ve yapıyorlar. Rusya dışişleri bakanı hilafetin gelmesini engelleyebilmek için  İslam ülkelerine  “Suriye’de kontrol elimizden çıkıyor, ey İslam ülkeleri radikal İslamcılar geliyor devlet kuracaklar” diye biliyor. Kafiri bir endişe  ve onun gibileri de bir korku aldı. Neden korkarlar dersen hilafetin gelmesi demek eskiden olduğu gibi sömürülen halklar, haksızlıklar, hırsızlıklar, yolsuzluklar, ahlaksızlıklar ve bir gayri İslami yaşantı kalmayacak. İşte  bundan korkuyorlar ve taraftarlarını ve uşaklarını da korkutuyorlar. Siz ne derseniz deyin ne yaparsanız yapın ister Atatürk vasiyet etti de geldi deyin ama biz demiyoruz. Bu devlet Müslümanların olacak, İslam’ı temsil edecek ve İslam’ı aleme taşıyacak. Artık  bu suyu köhne barajlar tutmaya güç yetiremez. Bentler yıkılıyor, önünde durmayın, Allah’a sığının ve hilafet devletinde yaşamayı seçin. Yoksa  önünde duranları gidecekleri yere (cehenneme) götürür. Çünkü geliyor hilafet geliyor…

Nice mucizelerin gerçek olduğu gibi bu mucizede gerçekleşecektir.

(Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.” (Hûd: 49)

“Şüphesiz resullerimize ve iman edenlere, hem bu dünya hayatında, hem de şahitlerin (şahitlik için) kalkacakları günde nusret veririz.” [Mumin/Ğâfir 51]

“Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaâdetti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de artık bundan sonra inkâr ederse işte onlar fâsıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu: “Peygamberlik Allah’ın dilediği zamana kadar aranızda kalacak, sonra Allah dilediğinde onu kaldıracak. Sonra Allah’ın dilediği zamana kadar aranızda, Peygamberlik metodu üzere Raşidi Hilafet olacak. Sonra Allah dilediğinde onu kaldıracak. Daha sonra Allah’ın dilediği zamana kadar aranızda, ısırıcı krallık/melikler dönemi olacak. Sonra Allah dilediğinde onu da kaldıracak. Daha sonra Allah’ın dilediği zamana kadar aranızda, zorba diktatörlük olacak. Sonra Allah dilediğinde onu da kaldıracak. Daha sonra aranızda Peygamberlik metodu üzerinde, Raşidi Hilafet olacak.” dedi ve sustu.” (İmam Ahmed, Musned, 4/273)

“Allah’a çağıran salih amelde bulunan ve gerçekte ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır.” diyen Allah’a söz veren Müslümanların ayak sesleri yakınları bırak uzaklardan ta Mali’den duyulmaya başladı. Allah’ın vadi haktır, Allah vadinden caymaz gerçekleşecektir. Ama bugün ama yarın. Bugüne kadar haber verilenler müjdeler hep gerçek oldu buda olacaktır. Haber veren hevasından konuşmayandır.

“O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.” (Necm3)

“O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.” (Necm 4)

Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti” (Necm5)

Bunların arkasından gelenler şöyle derler:

“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş îmânlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, îmân edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin.” (Haşr 10) 

 

Ebu Zehra

 

Ayrıca...

bu-ramazan-ayi-hilafetsiz-gecen-son-ramazan-olsun

Bu ramazan ayı hilafetsiz, buruk geçen son ramazan olsun

İslam, hayat dolu bir nizamdır. Onda durgunluk, diğer dinlerdeki gibi kapalılık söz konusu değildir. Hayatın …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir