Home / News / HABER / YORUM-İKTİBAS / İslâm fıkhında hilafet nesne değil öznedir/2
islam devleti default

İslâm fıkhında hilafet nesne değil öznedir/2

“İslâm devletinin olmadığı bir yerde İslâmî müesseseler kurmak, ölünün kırık kolunu tedavi etmek gibidir.”  

 

Mustafa Çelik

Hilafetin ortadan kaldırılması ile hayat sahnesinde yerini alan Cumhuriyet devri, dinlerini ikame etmeye çalışan Müslümanlar için bir Cebabire devri olmuştur. Bu devirde Hilafet yerine Cumhuriyet özne kabul edildiği için Keyfîlik, Cebrîlik ve Küfrîlik altın çağlarını yakalamış ve yaşamışlardır. Ve halen de yaşamaya devam etmektedirler. Hilafetin ilgasından sonra dinini yaşamak isteyen Müslümanlara hep esir muamelesi yapılmıştır. Demokratik Laik sistemlerde yaşayan Müslümanlar, Daru’l İslâm’da zimmet akdiyle yaşayan gayr-i müslimler kadar hürriyet sahibi değildirler.

Hilafet nizamı, “sahabe-i kiram’ın icması” ile pratik hayata intikal etmiştir. Velayet ve vekâlet hukuku ile ilgili olan halife, imam ve ulu’l-emr gibi kavramlar, tarih boyunca meşrû iktidarı ve yönetim tekniğini ifade için kullanılmıştır. Ehl-i sünnet ulemasının, İslâm fıkhını uygulayan iktidarı ifade için “hilafet” kavramını tercih ettiği  malumdur. Bunun sebebi, iktidarın meşrûiyyeti için “adaleti, liyakatı ve Müslümanların rızasını” esas almalarıdır. Modern cumhuriyet anlayışının yayılması ve aydınlanma  felsefesinin “devlet politikası” haline getirilmesinden sonra, hilafet resmen ilga edilmiştir. ( 3 Mart 1924) (Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar/Yusuf Kerimoğlu, Sh: 12-13, Ankara/2008) Hilafeti ilga edenler, Müslümanların hilafetsiz ve halifesiz yaşamayacaklarını hiç hesaba katmadılar. Müslümanların hilafetsiz ve halifesiz bir gün geçirmeleri mümkün değildir. Hz. Muhammed (sav)’in cenazesini kaldırmadan sahabeler kendilerine bir halife seçmişlerdir. İmam Ebu Muin En- Nesefî (Rh.a.): “ Üzerimizde İslâm devlet başkanı olan imamı görmeden bir günün geçmesi caiz değildir. İmametin hak olduğunu kabul etmeyen kimse kâfir olur. Çünkü dini hükümlerden bir kısmının caiz olması, imamın/halifenin varlığına bağlıdır. Cuma namazı, bayram namazları ve yetimleri evlendirmek vb. gibi. İmamı inkâr eden kimse farzları inkâr etmiş olur. Farzları inkâr eden de kâfir olur.” (Bahru’l Kelam Fi Akaidi’l Ehli’l İslâm/ İmam Ebu Muin En- Nesefî, Sh: 179, Konya/ 1977) Dinullah’ın yürürlükte kalması, hilafet nizamıyla kaimdir. Hilafeti ilga edenlerin maksadı, Allah’ın dinini metruk hale getirmekti. Dinullah’ın uygulanmaması için hilafeti ortadan kaldırdılar.

Hilafet; dine hizmet etmeyi, insanları Allah’ın diniyle idare etmeyi ifade eder. İnsanların Dinullah ile idare edilmesi ve bu idarenin sürekliliğinin sağlanması, hilafetle mümkündür. Hilafet, insanları dünyada ve ahirette saadete ulaştıran nizamın adıdır. Halife, Allah’ı razı eden, insanlara Allah’ın razı olduğu salih amelleri kazandıran, insanların salahı ve menfaatleri için çalışan kimsedir.

Hilafet nizamında mülkün/devletin temeli adalet, adaletin temeli ise tevhiddir. Tevhid ve adaletin olmadığı yerde hilafet yoktur. Hilafetin olmadığı yerde Tevhid ve adaletin dışında ne ararsanız o vardır. Hilafet; ikame-i din, icar-i adalet için vardır. Hilafet olmazsa din ikame edilemez. Zalimlerin zulmü önlenemez.

Hilafet, ümmet birliğinin teminatıdır. Hilafet giderse ümmet birliği de gider. Bunu bilen müstevli harbi ve mürtedler, ümmet birliğini dağıtmayı hilafeti ortadan kaldırmakla gerçekleştirdiler. Allahû Teâla (cc)’nın indirdiği hükümlerin dışında (ve o hükümlerin yerine kâim olmak üzere) hüküm icad eden ve yeryüzünü fesada veren güçlerden Müslümanlara idareci olmaz. Bakınız bu hususta Sadrüddin Taftazanî (Rh.a.) der ki:

“Şer’i vazife ve vecibelerin pek çoğunun yerine getirilmesi halifeye bağlı olduğu için, müellif Ömer Nesefî buna işaret ederek dedi ki: “Müslümanlar için bir imama mutlak sûrette ihtiyaç vardır. Müslüman halkla ilgili dini hükümlerin infazı, cezaların tatbiki, düşmanlara karşı ülke sınırlarının korunması, Müslümanlardan ordu teşkil edilmesi, sadakaların, yani vergilerin toplanması, zorbaların, soyguncuların ve eşkıyaların zabt-u rabt altına alınarak kahredilmesi, Cum’a ve bayram namazlarının ifa (edâ) edilmesi, insanlar arasında ortaya çıkan ihtilâfların ortadan kaldırılması, hukuk üzerine kaim olan şahidliklerin kabulü; velileri bulunmayan küçük yaştaki oğlan ve kızların evlendirilmeleri ve ganimet mallarının taksim edilmesi gibi önemli hususlar imam sayesinde icra edilir.” (Şerhu’l Akaid/Sadrüddin Taftazanî, Sh: 326-327, İst/ 1980)

İslâm fıkhında Hilafet nesne değil, öznedir. Hilafete nesne muamelesi yapanlar, meselelerini  ideolojilerin kriterlerine göre hükme bağlamaya çalışanlardır. Hilafet nizamı olmadan İslâm adına oluşturulan müesseselerin ömrü ve geleceği olmaz.

“İslâm devletinin olmadığı bir yerde İslâmî müesseseler kurmak, ölünün kırık kolunu tedavi etmek gibidir.”  

 el- Hilafetü’r Raşide’nin yeniden ihyası için çalışmayan Müslümanların İslâmi müesseseleri tesis etme hususundaki faaliyetleri, ölünün kırık kolunu tedavi etmekten başka bir anlam ifade etmez. Daha ne zamana kadar ölünün kırık kolunu tedavi etmeye devam edeceğiz? Bilelim ve inanalım ki;  ölünün kırık kolunu tedavi etmeye çalışanlar, ömür israfında bulunanlardır.

yeni akit

Ayrıca...

Kar: Ruhani değil siyasi halifelik

Yıllardır halifeliği savunan Hizbu’t Tahrir’in Türkiye Medya Sorumlusu Mahmut Kar, Hilafetin ruhani değil siyasi olarak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir