Home / News / YAZARLAR / Saliha Aydın / Ramazanı İdrak Etmek
islam devleti default

Ramazanı İdrak Etmek

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.  (Bakara 185)

Ramazan öyle faziletli  bir aydır ki ondaki hayırlar saymakla bitmez. O ramazan ki onda diğer onbir ayda olan tüm hayırlar toplanmış ve ayların sultanı, günlerin en hayırlı en bereketli günleri olmuştur. Ramazan kendisinde orucu, iftar ve sahuru, Kur’an’ı, teravihi, fıtır ve zekatı, bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesini barındırdığı gibi; rahmeti, bereketi, nusreti, fethi ve zaferi de barındırmaktadır. Ki o ay her zamankinden daha fazla kurtuluşa, Allah’ın yardımı ve zaferine yakın olduğumuz, cennetin kapılarının açıldığı, cehennemin kapılarının kapandığı ve şeytanların bağlandığı mübarek bir aydır.

Ramazanı idrak etmek derken ramazanın ruhundan ve özünden bir parça olan oruçtan, iftar ve sahurdan, teravihten, Kur’an tilavetinden, zekat ve sadakadan ve bunların fazilet ve hikmetlerinden bahsetmek istemiyorum. Zira günümüzde ramazan ayı girer girmez ümmetin öncülüğünü üstlenmiş alimler, ramazanı idrak etmek başlığı altında ramazanın özünden bir parça olan bu hususlardan sadece ferdi boyutuyla ele alıp camilerde, televizyonlarda ve sosyal medyada fazlasıyla bahsediyorlar. Lakin bu hususların sosyal ve toplumsal yönlerini aynı zamanda Ramazan’ın Kur’an, rahmet, nusret, fetih ve zafer ayı olarak isimlendirilmesi ve bunların hakiki manalarında neyin saklı olduğu konusunu ya gündeme getirmiyor veya ucundan köşesinden kırpıp sadece ferdi anlam yüklüyorlar.

Bu hocaların yönlendirmeleriyle halk öyle ki  ramazanın Kur’an ayı olmasından kasıt sanki onun sadece tilavet ediliyor olmasıymış zannıyla o mukabeleden bu mukabeleye koşturur oldu. Zira her harfine on sevap verilen Kur’an tilaveti, Kur’an ayı olan ramazanda ecri katlanarak daha da fazlalaştığı için  elbette okunmalı, gayret gösterilmeli. Lakin Kur’an’ın kendisinde indirildiği ay olan ramazanda Kur’an’a sarılmaktan kastedilenin Kur’an tilaveti olduğu anlayışı zihinlerde beliriyorsa bu Kur’an’ın indiriliş amacına ihanet etmektir. Ve bu hocalar çok büyük vebal alıyorlar bile bile hakkı gizliyor ve çarptırıyorlar. Zira bu Kur’an’ın indiriliş gayesinin en esaslı gaye ve hedefini rabbimiz şu ayette nasıl açıklıyor;

“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab’ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!” (Nisa 105)

Kur’an’ın indirilmesindeki en esaslı gaye onun hükümlerinin insanlar arasında tatbik edilip diğer bütün hükümlerin ortadan kaldırılıp tek sözü geçen ve yürürlükte olanın Allah’ın sözü olması içindir. Öyleyse Kur’an ayı olan ramazanın da Allah’ın hükümlerinin tatbik edildiği ve diğer bütün nizamların yürürlükten kaldırılıp yalnızca Kur’an’ın sözünün geçtiği bir ay olması gerekmiyor mu? Bu ay oldukça Kur’an tilavetiyle meşgul olan bizler, Kur’an’ın hükümleri ile tatbik edilmeyişinin sebepleri ve nasıl insanlar arasında Allah’ın indirdikleri ile hükmedeceğimizin tasasını taşıyıp, kafa yorup gayretimizi bir kat daha arttırmamız gerekmez mi? Rabbimiz bu Kur’an’ı yaşamak ve yaşatmak için indirmişken biz bunu dert edinmeyip sadece Kur’an’ı okumakla yetinirsek bizi hesaba çekmez mi bize gazaplanmaz mı? Vallahi eğer biz bu ramazanda on kerede bin kerede Kur’an’ı hatim etsek ramazanı idrak etmiş olmayız. Bizler Kur’an hatmiyle meşgulken Müslümanların meclislerinde küfür kanunları koyuluyor, Allah’ın değil insanın sözü geçiyor. Bu hakikat, bu esaslı amaç gizlenerek Allah’ın rahmetini umuyorsak vallahi yanılıyoruz bu rahmet ayında. Biz Kur’an’ı tilavet ederken aynı zamanda Kur’an’ın hakim kılınma meselesine kafa yorup bu meseleyi en esaslı sorunumuz haline getirmek, ramazanda yapılan her türlü faziletli amellerin üstünde bir amel ve gaye olmalıdır. İşte biz bununla birlikte ramazanı idrak etmiş oluruz.

Ayrıca ramazan Kur’an ayı olarak isimlendirildiği gibi nusret, fetih ve zafer ayı olarak ta isimlendirilmiştir. Zira Resulullah’ın ramazana bakışı ve onu idrak edişi bizim anladığımız ramazan anlayışı ve idrakinden çok daha fazlasıydı. Biz dar bir ufukla ramazana bakıp onu idrak etmeye çalışırken o bakışını çok daha geniş ufuklara yayıp ramazanı idrak etmişti. Resulullah Medine’de İslami devletini kurduktan sonra on sene daha yaşadı ve on ramazan geçirdi. Ve bu on ramazanda ondört tane savaş gerçekleştirdi. Bu ayda Bedir savaşı yapıldı ve 313 Müslüman 1000 kişilik müşrik ordusuna galip olup muzaffer oldu. Yine bu ayda Mekke fethedildi. Yaz sıcağının en yakıcı olduğu çöl sıcaklarında usre (zorluk) ordusu denilen Tebük seferi gerçekleşti. Ve daha birçoğu… Ve bu ayda yapılan her savaş Allah’ın nusretiyle zaferiyle sonuçlandı. Resulullah bu ayda sahabeleri ile birlikte yeni bir tarih yazdı, çağ açıp çağ kapattı. Ramazan ayında  Allah hep nusretini, fethini, zaferini ve rahmetini müminler üzerine yolladı. Az sayıdaki müminler kendilerinden kat kat fazla kafire hep galip oldular bu ayda. İşte Resulullah ve onunla birlikte yol alan müminler ramazanı bu şekilde idrak ediyorlardı. Ramazan demek onlar için rahmet demekti nusret ve zafer demekti. O yüzden Resulullah bu ramazanın avantajından yine dinini diğer dinlerin üstüne galip kılmak için indirilmiş olan bu dini yüceltmek için istifade etti. Ve Allahu Teala hep Resulunün ve müminlerin yanında oldu. İşte bu sebeple bu ay nusret, fetih ve zafer ayı olarak isimlendirilmiştir.

Yine çok meşhur bir savaş Yermük harbi; Hz. Ebu Bekir döneminde Halid bin Velid kumandanlığında 240 000 bin kafir ordusuna karşı 40 000 Müslümanın savaştığı ve akıllara durgunluk verecek bir güç dengesizliği karşısında, “nice az sayıda topluluk çok sayıda topluluğa Allah’ın izni ile galip gelmiştir “düsturuyla hareket eden, zaferin Allah’tan olduğuna inanan, gücün ve kuvvetin kılıç ve kalkandan alındığı bir dönemde Müslümanların muzafferiyeti ile sonuçlanan savaş yine ramazanda yapılmıştı.

Peki, biz müminlere rahmet, nusret ve zafer ayı kılınan ramazan bugün 90 yılı aşkındır rahmetini üzerimize yağdırmaz, nusret ve zaferini tahakkuk ettirmez olmadı mı? Yıllar yılı Müslümanlardan gelecek en ufak içimizi ısıtacak, gönlümüzü ferahlatacak, yediğimiz yemeğin içtiğimiz suyun tadına vardıracak, başımızı yastığa koyduğumuzda huzurla uyuyacak güzel bir habere hasret kalmadık mı? Ramazan ayı diğer aylar gibi zulüm, kan, gözyaşı… ayı olmadı mı? Müminleri Kur’an’la izzetli kılan Rabbimiz, kafirlerin lehine müminlere yol vermeyi haram kılan Rabbimiz, bizleri İslam’la müşerref kılan, öyle ki üç kıtaya hükmettiren, zaferlerin zaferini, kafirlere karşı üstünlüğün alasını yaşatan Rabbimiz, artık zilleti, hükmetmeyi değil hükmedilmeyi ve mağlubiyeti layık görür oldu. Zira Rabbimiz;

“Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah’ta size nusretini verir ve kafirlere karşı ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed 7) diyor.

Biz Müslümanlar  Kur’an ayı olan ramazanda insanlar arasında hükmetmek için indirilen Kur’an’ı insanlar arasında hükmetmiyor ve küfür kanunlarına sesimizi çıkarmıyor bu durumu değiştirmek için kafa yorup mücadele etmiyoruz; Allah’ın dinine yardım etmiyoruz. Öyleyse biz bu durumu değiştirmek için mücadele etmedikçe zillet içerisinde yaşamaya mahkum olacağız. Çünkü Allah ancak onun dinine yardım edersek bize nusretini, zafer ve fethini vaat ediyor.

Rabbimiz bu mübarek ramazan hürmetine bu ümmetin içerisinden bu ümmeti şahlandıracak yiğitler çıkar, nusretini bizlere yolla ve katından bir mübarek zaferle ikinci Raşid-i Hilafeti Devlet’ini kurmamızı bizlere nasip et. Amin.

Saliha Aydın

Ayrıca...

yazar

TAVİZ ATEŞTEN BİR GÖMLEKTİR / Saliha Aydın

Taviz nedir? Taviz insanın inandığı kat’ i (asla vazgeçilemeyecek) değerler ve prensiplerinden ödün vermesidir. Değerlerini …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir