Home / News / HABER / YORUM-İKTİBAS / Mahmut Kar: Çalışanların Güvenliği Patronların Kazancından Daha mı Ön
islam devleti default

Mahmut Kar: Çalışanların Güvenliği Patronların Kazancından Daha mı Ön

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar resmi facebook sayfasından önemli bir açıklama yayınladı

Özellikle maden ocaklarında yaşanan ölümlü kazaların ardından Türkiye Hükümeti bir dizi ciddi adımlar atacağını kararlı bir edayla(!) duyurmuştu. Bunun için enerji ve diğer ilgili bakanlıklar bünyesinde kapsamlı bir çalışma yürütüldüğü söyleniyordu, ancak geçtiğimiz gün bültenlere düşen bir haber hükümetin bu konudaki samimiyetsizliğini adete ortaya koydu. Bunun üzerine Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar resmi facebook sayfasından önemli bir açıklama yayınladı. Bizde farklı konularının arasında kulak ardı edilen bu mühim konuyu gündeme taşımak adına bu açıklamayı sizlerle paylaşıyoruz.

Çalışanların Güvenliği Patronların Kazancından Daha mı Önemsiz?

Kömür madenlerinde kullanılan patlamayı önleyici sistemlerin, uluslararası standartlara uygun hale getirilme süresi, Bakanlar Kurulunun aldığı yeni bir kararla 2019 yılı sonuna kadar uzatıldı. Resmi gazetede 4 Ağustos 2015 tarihinde yayımlanan Bakanlar Kurulu kararına göre, patlama olasılığı yüksek ocaklardaki teçhizat ve koruyucu sistemler 31 Aralık 2019’a kadar “Muhtemel Patlayıcı Ortamda Kullanılan Teçhizat ve Koruyucu Sistemler ile İlgili Yönetmelik’e” uygun hale getirilecek. Sistemini yenilemek istemeyen madenler, sorumluluğun işverende olması kaydıyla eskimiş sistemleri kullanmaya devam edebilecek.

Maden ocakları ile ilgili bu yönetmelik aslında 31 Aralık 2006’da uygulamaya konulmuş ve tüm maden ocakları için zorunlu hale getirilmişti. “Muhtemel Patlayıcı Ortamda Kullanılan Teçhizat ve Koruyucu Sistemler Yönetmeliği” kapitalist şirketler için dün bir hüküm arz etmemiş, bundan sonra da bir hüküm arz etmeyecektir. İşte Bakanlar Kurulunun aldığı bu süre uzatma kararı bu gerçeği apaçık ortaya koyuyor.

Aynı zamanda bu karar, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Çalışma ve Enerji Bakanları ve diğer tüm yetkililerin, hem 13 Mayıs 2014’de SOMA’DA hem de 28 Ekim 2014’te ERMENEK’TE yaşanan maden kazaları sonrasında, iş güvenliği konusuna gösterdikleri duyarlığın sahte olduğunu göstermiştir. Maden ocaklarındaki çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve iş güvenliğinin uluslararası standarda uygun hale getirilmesi konusunda o gün için yapılan tüm açıklamaların yalandan ibaret olduğunu görüyoruz. Zira Bakanlar Kurulu’nun aldığı yeni karar bunu gösteriyor. Çünkü bu kararın üzerinde Çalışma ve Enerji Bakanlarından diğer tüm Bakanlara, Başbakan’dan Cumhurbaşkanına kadar hepsinin imzası bulunmaktadır.

Bir kişinin veya özel bir şirketin tasarrufuna bırakılması İslam’a göre asla ve asla caiz olmayan, kamu mülkiyetinden olan ve toplumun ortak malı olarak kabul edilip gelirinden toplumun tamamına adaletli dağıtımın yapılması zaruri olan madenlerimizin kapitalist sermaye şirketlerine adeta peşkeş çekilmesi yetmemiş, bu karar ile birde bu madenlerde çalışan işçilerimden patronlara köle olmaları istenmiştir.

Bu karar göstermiştir ki, kapitalist ekonomik sistem hayatımızdan sökülüp atılmadığı müddetçe sermaye sahibi güçler, işçileri en güvenliksiz koşullarda çalıştırarak sırtından kazanmaya devam edecekler. Yine bu karar göstermiştir ki, sermaye sahibi güçler, ülkenin yönetim ve karar mekanizmaları üzerindeki etkinliklerini sürdürecekler. Halkı temsil ettiğini, halkın iradesini meclise yansıttığını söyleyen milletvekillerinin aslında halk adına özgür hiçbir iradelerinin olmadığı görülmüştür. Onların iradesi sermaye sahipleri tarafından adeta satın alınmıştır.

Bu karar, SOMA maden kazasından sonra iş güvenliği şartlarını yerine getirmediği için 100’den fazla maden ocağının o gün için kapatılmasının göstermelik olduğunu ortaya koymuştur. Şimdi yetkili kişiler şu gerekçe ile bu kararı savunmaya kalkabilirler: “Ne yapalım üretim yapılmasın mı, insanlar işsiz mi kalsın, işçilerin aileleri aç ve biçare mi kalsın” Bu savunma, çalışanların kanını vampir gibi emdiği halde onlara “merhametli” yüzünü göstermeye çalışan sermaye şirketlerinin ve onlara göbekten bağlı yöneticilerin maskelerini düşürmüştür.

Zira kapitalist sistemin üretim mantığı şudur: “Üretim artarsa milli gelir artacak. Üretim artarsa maden ocaklarında çalışanların ve tüm halkın yaşam seviyesi artacak. Gelir düzeyini artırmak için üretimi artırmak lazım. Üretimi artırmak için ise çok kişi ile daha çok çalışmak lazım.” Bunların hepsi yalan. Üretim arttı, şirket sahipleri servetlerine servet kattı, işçiler ise aynı yoksulluk seviyesinde kaldılar. Geride bir de yetimler bıraktılar.

Ayrıca Cumhurbaşkanı ve Enerji Bakanı’nın Temmuz ayı sonunda gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde, önümüzdeki süreçte Türkiye’deki kömür madenlerinin Çinli şirketler tarafından çıkarılacağına dair bazı anlaşmaların yapıldığı kamuoyuna yansımıştır. Bakanlar Kurulunun aldığı bu kararın bahsi geçen bu anlaşmalar ile bir ilişkisinin olup olmadığının da izahı gerekmektedir.

Bu karara imza atan Bakanlar Kurulunu ve tüm imza yetkisi olan tüm yetkilileri muhasebe etmek Müslümanlar olarak üzerimize bir haktır. Onlara bu kaynakların/madenlerin ümmetin ortak malı olduğunu söyleme sorumluluğumuz var. Tüm Müslümanların bu sorumluluğu yerine getirmeleri gereklidir. Zira bu yöneticiler, aldıkları bu karar ile Allah’ın tüm insanlara bahşettiği kaynakları sadece birkaç insanın/şirketin tasarrufuna vermişlerdir. Buda yetmiyormuş gibi çalışanları zor koşullarda ve güvenliksiz şartlarda onlara köle olmaya mecbur etmişlerdir.

Nihai olarak diyorum ki; İslam’ın iktisat nizamı insanların ihtiyaçlarını karşılamak için dağıtımı ölçü almıştır. Kapitalist iktisadi nizam ise servet sahiplerinin daha çok zengin olmasını sağlamak için üretimi ölçü almıştır. O halde bu kaynakları kapitalist sermaye şirketlerinin tekelinden kurtaracak ve ümmetin ortak değeri olan bu serveti adaletli şekilde halk arasında paylaştıracak İslami Ekonomik Sistemin hayata hâkim kılınmasını Müslümanlar olarak hızlandırmamız gerekiyor. Kapitalistlerin; çalışanların sırtından hiç eksik etmedikleri sopaları ve ayaklarından bağladıkları zincirleri kırıp atacak ve insanları kapitalizmin köleliğinden kurtarıp Allah’ın rahmeti ile buluşturacak Raşid-i Hilafet Devletinin kurulması için var gücümüzle çalışmamız gerekmektedir.

Mahmut KAR / Hizb-ut Tahrir Medya Bürosu Başkanı

@mk_mahmutkar

Ayrıca...

Kar: Ruhani değil siyasi halifelik

Yıllardır halifeliği savunan Hizbu’t Tahrir’in Türkiye Medya Sorumlusu Mahmut Kar, Hilafetin ruhani değil siyasi olarak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir