Home / News / YAZARLAR / Zeynep Afra / Ahiret Karşılığında Dünyayı Satmak
islam devleti default

Ahiret Karşılığında Dünyayı Satmak

Salat ve selam onun üzerine olsun, Allah’ın resulü buyuruyor ki;

“Başkasına emrıl maruf yapıp kendini unutan gaz lambasına benzer, dışarıya ışık verir ama kendini yakar.”

Bu hasepten dolayı, bugünün konusunu öncellikle kendi şahsıma ve nefsime sonra da sizlere hitaben sunmak istiyorum.

Her şeyin sonu olduğu gibi üzerinde bulunduğumuz, milyarlarca insanı taşıyan, mavisiyle yeşiliyle güzel bu yer küre ve üzerindeki yaratılmışlardan bir eser kalmayacak ve kâinattaki bu mükemmel nizam bozulacak ay, güneş ve yıldızlar birbirine çarpıp parçalanacak, dağlar pamuk gibi atılacak ve her şey mahvolacaktır.

Yüce Rabbimiz tarafından, Kur’an’ı Kerimde ahiret hayatının başlangıcı olan kıyamet gününün tasviri 90’dan fazla kelimeyle tasvir edilmiştir. El gaşiye ( her şeyi bürüyen, kaplayan) , es seha (korkutan çığlık), yevmil bad ( diriliş günü). Kıyamet gününün dehşeti Kur’an’da teferruatlı bir şekilde bize bildirilmiştir. İnsanlar kendilerini mutlak yakalayacak olan bu günün ne zaman gerçekleşeceğiyle ilgili yorumlara hesaplara ya da gereksiz, yersiz düşüncelere kendilerini kaptırmaktalar. Oysa Resullullah bizim bugünün ne zaman gerçekleşeceğini bilemeyeceğimizi sahabelere bildirmişti.

AHZAB suresi 63. ayeti mealinde de Rabbimiz buyuruyor ki;

“İnsanlar sana kıyamet saatini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah’ın nezdindedir. Ne bilirsin belki kıyamet yakında olur.”

Öyle bir günden söz ediyoruz ki; çocukları bir anda aksakallı yaşlılar haline getirecek olan günden. Çünkü o günde yüce Allah insanları amellerine göre hesaba çekecek, eğer kullar işledikleri hayır ve iyilikse karşılığında hayır ve iyiliği bulacaktır, şayet işledikleri, şer ve kötülükse karşılı­ğında şer ve kötülüğü bulacaktır.

Gelin kardeşlerim hepimiz bir kaç dakikalığına buradan kalkalım ve bizi en doğrudan doğruya ilgilendiren yere, amansız bir çığlıkla yaklaşan güne, asıl gideceğimiz aleme, gerçekten hissederek ve duyumsayarak ahiret gününe ayetler ve hadisler ışığında bir yolcuğa çıkalım.

Tirmizi’nin Ebu Said Hudri’den rivayetine göre, Ebu Said diyor ki, Allah Resulü (as) şöyle buyurdular:

“Boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?”

İsrafil (as) üflemekle emredilince, o da hemen üfler. İşte bu sırada yeryüzü sarsılır, Allah’ın şiddetli azabı başlar. Nitekim yüce Allah şöyle buyur­maktadır:

Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın çocuğun unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görür­sün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah’ın azabı çok dehşetlidir.” (Hac, 22/1–2)

Allah Teala buyuruyor: “İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman! O gün insan, ‘kaçacak yer neresi’ diyecektir. Hayır, hayır, kaçıp sığınacak yer yoktur! O gün, varıp durulacak yer, sadece Rabinin huzurudur. O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.” (Kıyamet, det75/7–13)

Tekvir suresinde de kıyamet aninin dehşetini Rabbimiz bize şöyle bildiriyor:

“Güneş durulduğu zaman, Yıldızlar döküldüğü zaman, Dağlar yürütüldüğü zaman, Gebe develer salıverildiği zaman, Vahşî hayvanlar bir araya toplandığı zaman, Denizler kaynatıldığı zaman, Ruhlar çiftleştirildiği zaman, Diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günâhtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman, Sayfalar açıldığı zaman, Gök yerinden oynatıldığı zaman, Cehennem kızıştırıldığı zaman, Ve Cennet yaklaştırıldığı zaman, Kişi önceden ne hazırladığını bilecektir.” ( tekvir 1-14)

 

İşte bütün bunlar kıyametin meydana gel­diği zamanda görebileceğimiz şeylerdir. İşte bu kâinat bizim hayatımızı geçirdiğimiz, yüce Allah’ın bizim üzerinde yaşamamız için yarattığı ve emrine musahhar kıldığı yani verdiği bu dün­yada meydana gelecektir. Nitekim Allah şöyle buyuruyor:

Allah, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katın­dan bir lütuf olmak üzere size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Casiye, 45/13)

Kısaca bildiğiniz ve gördüğünüz gibi her şey yok olacaktır. Sa­dece yaptığımız hayırlı ameller bizimle kalacak. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edece­ğini deneyelim diye yeryüzünde her şeyi dünyanın ken­dine mahsus bir ziynet yaptık. Bununla beraber biz mut­laka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız.” (Kehf, 18/7–8)

Buhari ile Müslim Sehl b. Sa’d’dan rivayet ediyorlar. Sa’d diyor ki Allah Resulü (as) şöyle buyurdu:

“Kıyamet gününde insanlar saf beyaz, kepekten arınmış undan imal edilen çörek gibi bembeyaz, hiç kimse adına bir alamet, işaret bulunmayan bir alan üze­rinde toplanırlar.

İşte bu alan, burası mahşerdir ve burada kimi güleç ve kimi yüzü ağarmış olacakken kiminin yüzü kararacakken ve kimi de dilsiz, sağır ve kör olarak haşrolacaklar. Burada onlar uzun bir süre bekletilirler. Denilene bakılırsa yetmiş yıl kadar bir süreyle bekletilirler. Düşünün bu kolay bir bekleşme değil, bu sancılı bir bekleyiş, ayakta yıllarca korkuyla bekleyiş. Artık burada dertler, korku ve endişeler olabildiğince ağırdır. Ve insanlar öyle terleyecek ki terleri yetmiş karış yerin altına geçecek, Burada rezil olmak, azap ile cezalanmak da dâhil her türlü sıkıntı vardır. O gün ne bir güç ne de bir yardımcı olacak insanı kurtaracak. Gizli açık her şey ortaya çıkacak. Ve keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim diyecek insan.

Ama dünya hayatında aciz çaresiz düşenle, zalimlerin zulmünden artık yaka silkenler, işte onlar bu dünyadayken sürekli bahsettikleri, hassas adaleti mahşerde görecekler. Hassas teraziler kurulacak ve asıl hesap anı gerçekleşecek. Rabbimiz diyor ki;

 “Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz.” (Enbiya Suresi, 47)

 Derler ki: “Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp-döküyor?” Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç    kimseye zulmetmez.” (Kehf Suresi, 49)

Bizi ilgilendiren mesele kıyametin ne zaman kopacağını hesaplamak değil, onun bizi heran bulacağını düşünerek Resullullahın nasihatini dinleyerek amellerimize konsantre olabilmemizdir. Eğer ki amellerimiz Allah’ın razı olduğu şekilde olursa cennetin kapıları açılıyor, aksi takdirde cehennemin kapıları açılıyor bizim için.

Bizler sahabelerin duruşunu göstermeye çalışmalıyız. Sahabeler dünya hayatına gerektiğinden fazla önem vermiyorlardı. Onların dünyaya bakışları ahiret eksenliydi. Yani onlar ahireti tercih ediyorlardı… Onlar kıyamet, mahşer, hesap ahiret, cennet, cehennem kavramlarını iyice kavramışlardı. Buna çok güzel bir örnek vermek istiyorum.

Resulullah Mekke’de horlandı, Taif’te taşlandı, koskoca 13 yıl geçti, Mekke artık taşlaşmıştı ve artık hicret vardı ve artık İslâm Devleti’nin kuruluşunda köşe taşı ve ilk sütun oluşturacak bir ahidleşme, biatlaşma gerçekleşti. İşte bu biadlaşma sahabelerin yaptığı karlı bir anlaşmaydı. Bu biat sahabenin ahiret karşılığında dünyalarını satılığa çıkarmalarıydı.

Bu eşsiz konuşmayı aynen naklediyorum.

Peygamberimizin amcası Abbas dedi ki;

Ey Hazreç topluluğu! Şüphesiz bildiğiniz gibi Muhammed bizdendir. Ve biz onu kavmimizden korumuşuzdur. O kavmi ve memleketinde izzet ve kuvvet içindedir. Ancak o size katılmak istiyor. Eğer siz onu kendisine davet ettiğiniz şeyle ona vefalı olacağınıza aklınız kesiyorsa, size ve yüklendiğinize diyecek yok. Eğer onu yanınıza götürdükten sonra yardımsız kendisi ile başbaşa bırakacaksanız şimdiden onu bırakın.”

Abbas’ın sözünü onlar dinledikten sonra ona dediler ki: “Senin söylediklerini dinledik.” Sonra Resulullah’a yönelerek; “Sen anlat ya Resulullah, kendin için ve Rabbin için istediğin sözü al” dediler. Resulullah (sas) Kur’an okuyup İslâm’a teşvik ve rağbet ettikten sonra şöyle cevap verdi:

“Kadınlarınızı ve çocuklarınızı kendisinden koruduğunuz şeylerden beni korumanız üzere biatlaşıyor musunuz?”

Berâ b. Marur onun üzerine biatlaşmak üzere elini uzattı ve dedi ki: “Evet ya Resulullah, seninle biatlaşıyoruz. Biz vallahi harb ehliyiz ve silah sahipleriyiz. Bunlar ecdadımızdan bize miras kalmıştır.”

Berâ, esulullah (sas) ile konuşmasını bitirmeden Ebu Heysem b. Tayyihan sözün arasına girdi ve şöyle dedi: “Ya Resulullah, bizimle bazı adamlar (Yahudiler) arasında akidler/bağlar vardır. Biz o bağları keseceğiz. Eğer bunu yaparsak sonra Allah seni galib kılarsa kavmine dönmeni ve bizi terketmeni umar mısınız?” Bunun üzerine Resulullah (sas) tebessüm etti ve sonra şöyle dedi:

“Hayır. Bilâkis, kanınız kanımdır. Hedmim hedminizdir. (Yani hürmet kast olunarak benim zimmetim sizin zimmetinizdir.) Ben sizdenim siz de bendensiniz. Düşmanlarınızla savaşır barış yaptıklarınızla barış yaparım.”

Onlar Resulullah’a (sas) biat için toplandığında Abbas b. Ubade araya girerek şöyle dedi: “Ey Hazreç topluluğu, hangi hususlarda bu zata biat ettiğinizi biliyor musunuz?” Onlar da, “Evet” dediler. Sonra Abbas b. Ubade; “Şu halde siz, siyahı ve beyazı ile bütün insanlarla savaşı göze almak üzere ona biat ediyorsunuz. Eğer siz mallarınızın telef olduğunu ve büyüklerinizin öldürüldüğünü görünce, onu düşmanlarınızın eline bırakmayı düşünüyorsanız, biliniz ki vallahi bu sizin için dünya ve Ahiret’te yüz karasıdır. O halde onu şimdiden terk ediniz. Şayet mallarınızın tamamen yok olması ve ileri gelenlerinizin öldürülmesine rağmen taahhütlerinizi (sözlerinizi) yerine getirmeyi kabul ediyorsanız, o zaman onu alıp götürünüz. Allah’a yemin ederim ki, dünya ve Ahiret için hayırlı olan da budur.” dedi.

Ensar cevaben dediler ki: “Mallarımızın telef olmasına ve eşrafımızın öldürülmesine rağmen biz onu muhakkak ki alıp götüreceğiz.” Sonra da Resulullah’a yönelerek; “Ey Allah’ın Resulü! Biz bunları yerine getirdiğimiz takdirde karşılığında bize ne var?” dediler. Resulullah (sas) de, nefsinden emin olarak cevaben dedi ki: “Cennet var.”

Ve onlar ellerini ona uzattılar. Resulullah (sas) de elini uzattı. Şöyle diyerek biat ettiler:

“Darda ve ferahta, sevinçte ve kederde, dinleme ve itaat etme üzerinde, nerede olursa olsun Hakkı söylememize, Allah yolunda hiç bir laimin levminden (kınayanın kınamasından) korkmamaya biat ediyoruz.

Nisa suresi 74/ 74- “Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.”

Onlar dünya hayatına karşılık ahireti satın aldılar, Allah yolunda savaştılar. Bizde Kıyamet gününde azaba, korkuya, gaflete ve hüsrana uğramaktan kurtulmayı istiyorsak ve Allah’ın gölgesinde gölgelenip ‘’ Ey cennetlikler artık ölüm yoktur’’ nidasının bize hitaben olmasını istiyorsak, ömrümüzü, sıhhatimizi ve gençliğimizi hesap günü için harcayalım. Sahabeler nasıl kendilerinden vazgeçerek itaat ettiyse bizde öyle, Resulun bildirdiği ve Allah’ın emrettiği gibi itaat edelim. Tevhidi sadece zikir etmeyelim yaşayalım. Lailaheillalah muhammeden resulullah hayatımız olsun, nizamımız olsun.

Bizler kıyametten sonraki sahneyi bile bile bir şey yapmadan oturuyor ve korkmuyorsak o zaman bizler ya aklımızı kaybettik ya da dünya sarhoşluğu içindeyiz. Buranın dikim yeri ahiretin de hasat yeri olduğunu bilen bir kul olarak hareket edelim.

Bizler garip yolcularız, son durak ne zaman, dehşetli çığlık ne zaman gelip bizi yakalayacak bilinmez ama hepimiz kendimizi kabir ehli saymalıyız. Ve amellerimizi de bu zihniyetle yapmalıyız.

Sahbeler efendimize söz verdiler, en zor durumda onlar efendimize destek verdiler. Korkup kaçmadılar, kolayı seçmediler, zorlukların üzerine koşarak gittiler. Mallarıyla, canlarıyla , kanlarıyla Resullallahı desteklediler. Çünkü onların akidesi çok sağlamdı. Çünkü kıyamet anını düşündüğü zaman ciğeri parçalanıp ölen sahabeler vardı, günahlarını hatırlayınca hüngür hüngür ağlayıp, bir an önce hayırlı amellere koşan sahabeler vardı, elindeki hurmayı yeme fırsatını bile düşünmeden cihada koşan sahabeler vardı.  Dünya da ve ahirette yüz karası olmak istemiyorsak, kaybedenlerden olmak istemiyorsak ve kıyametten, mahşerden ve hesaptan gerçekten ve gerçekten korkuyorsak o zaman ne duruyoruz Allahın vaadini , emrini ve resulun davetini gerçekleştirmek için .

İslam davasını hakkıyla taşımaya çalışalım ve bu davanın bütün müslümanlarının sorumluluğu olduğunu, bunun sünnet mendup değil farzların en büyüğü olduğunu bir an olsun aklımızdan çıkarmayalım. Çünkü bütün ayetler , bütün hükümler bu ameli salihi gerçekleştirmeye çıkıyor ve bu ameli salih bizim hayatta olmamız ve nefes alma sebebimiz. Gelin kardeşlerim bizlerde sahabeler gibi en güzel ticareti yapalım, şeytanı çıldırtalım ve dünyamızı ahiret karşılığında satalım.

Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Herkes yarin icin neyi takdim ettigine baksin. Allah’tan korkun. Hic suphesiz Allah, yaptiklarinizdan haberdardir. Kendileri Allah’i unutmus, boylece O da onlara kendi nefislerini unutturmus olanlar gibi olmayin. Iste onlar, fasik olanlarin ta kendileridir . (Hasr Suresi, 18-19)

Zeynep Afra

Ayrıca...

islam devleti default

Emri bil maruf nehyil anil munker

Salat ve salam efendimize onun yolunda olanlara nasihat alanlara ve hayatlarına geçirenlerin üzerine olsun. Selamun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir